Yazı
4 yorum

New York

Ekim ayının ilk haftasını New York’ta geçirdik. Ben New York’a 2004 yılında, 19 yaşındayken kardeÅŸim Elvin’le beraber gitmiÅŸtim. Beraber çok güzel iki hafta geçirip New York’un altını üstüne getirmiÅŸtik (blog öncesi yıllara denk gelen bu eski maceralarımı da mutlaka yazmalıyım). Aradan geçen bunca yıl ve gezdiÄŸim onlarca ülke sonrası, hem ÅŸehri çok detaylı hatırlamadığım, hem de deneyimlerim zenginleÅŸtiÄŸi için New York tatili için epey heyecanlıydım. Bunlarla beraber bir de büyük ÅŸehirleri ve gökdelenleri çok seven Barış’ın orayı görmesini çok istiyordum.

Orada çok güzel bir hafta geçirdik. Orada yaÅŸayan, hatta bizim gibi tatile gelen bir kaç arkadaşımızla da yıllar sonra görüşmüş olduk. Saat farkı ve bütün gün sokaklarda gezmek bizi biraz yordu, o yüzden çok hırslı ve planlı deÄŸil de canımızın istediÄŸi gibi gezdik. Ona raÄŸmen günde ortalama 15 kilometre yürüdük, Manhattan’ın büyük bir kısmını gezdik ve sanırım ziyaret etmediÄŸimiz çocuk parkı kalmadı.

Ä°sveç’ten sonra bize biraz pis gelen Ä°ngiltere, Manhattan’ın yanında temiz kaldı :) Bir de Ekim yaz sonu bezden külota geçtigi için onu sıkça tuvalete götürmemiz gerektiÄŸinden Manhattan’da Starbucks’tan, parklardaki tuvaletlere kadar epey tuvalet deneyimi yaÅŸadık, ve böylelikle ÅŸehrin en pis yerleriyle yüzleÅŸmiÅŸ olduk. Gördüğümüz en pis ÅŸehir kesinlikle deÄŸildi ama bizim ortalamamıza göre epey pisti. Buna raÄŸmen çocuk parkları çok temiz, bakımlı ve düzenliydi. Bir de, yine karşılaÅŸtırma fırsatı bulduÄŸumuz metropollere göre (Londra, Tokyo, Paris, Ä°stanbul, Hong Kong) ÅŸehir çok gürültülüydü. Yalnızca trafik gürültüsü deÄŸil, inÅŸaat gürültüsü de çok fazlaydı. Central Park’ın en derinlerinde bile sürekli bir ambulans, helikopter, yol çalışması sesi duyulabiliyordu. Buna bir de ortalamada insanların alıştığımız Ä°ngilizler kadar kibar olmadığı gerçeÄŸi eklenince, New York’tan çok güzel anılarla ama çok da büyülenmemiÅŸ ÅŸekilde döndük.

Åžehirde çok hoÅŸumuza giden ÅŸeylerden biri her caddede sınırsız çeÅŸitte restoran ve kafe bulunmasıydı. Barış ve ben vegan olmaya çalışan vejetaryenler olduÄŸumuz için, bu çeÅŸitlilik bizi çok mutlu etti. KeÅŸfettiÄŸimiz iki vegan kafe/restoran Franchia ve Candle Cafe‘yi yolu düşenlere tavsiye ederim.


(Metropolitan Museum of Art)


(Sabahları otelimze yakın olan kafelerde kahvaltımızı yapıyorduk)


(The High Line)


(Times Square)


(Wall Street’te New York Stock Exchange binası)


(Brooklyn köprüsü)


(Ünlü Flatiron binası)


(New York’un en beÄŸendiÄŸimiz bölgesi West Village’de bir bina)


(Empire State tepesinden manzara)


(Rastgele bir sokak)


(Grand Central)


(Jetlag yüzünden ilk bir kaç sabah 5 buçukta uyanan Ekim)


(Chinatown)

4 Yorum

  1. Blog yazılarınıza bayılıyorum ve yakından takip ediyorum… Umarım daha sık yazarsınız çünkü uzun zamandır blog yazısı takip edemiyordum. Kısa ve öz, bilgilendirici yazılarınızı çok yararlı buluyorum. Sevgilerimle…

    Cevap

  2. New York en çok merak ettiğim ve hayranlık beslediğim şehir, sizin gözleminiz ve fotoğraflarınızla bir minik zihin turu atmış oldum teşekkürler ! Klavyenize sağlık ^^

    Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.