Yazı
2 yorum

Almanya Yolculuğumuz – Schwangau ve Masalsı Şatolar

Almanya gezimizden hatırladığım en etkileyici yeri sorsanız kesinlikle burası olduğunu söylerim. Münih’ten ayrıldıktan sonra Romantik Yol’a geri döndük. Bu yolun sonunda görmek için can attığımız iki şato vardı: Neuschwanstein ve Hohenschwangau. Buraları gezebilmek için romantik yolun son noktası olan Füssen civarında bir yerlerde kalmamız gerekiyordu. Kalacak en uygun oteli Schwangau diye bir kasabada bulmuştuk. Romantik yolda ilerlerken güneye indikçe, Avusturya sınırına yaklaşıyorduk. Yer şekilleri farklılık göstermeye, karşımıza yüksek dağlar, uçsuz bucaksız çimler ve ormanlar çıkmaya başlamıştı. 3.200 nüfuslu bu küçük kasabadan özel bir beklentimiz yoktu, ama kasabaya vardığımızda sanki eski bir Alman masalında gibi hissettik kendimizi. Yer ayırttığımız otel geleneksel Bavyera elbiseli garsonların servis yaptığı bir restorana sahip, eski ama çok klasik ve inanılmaz çekici bir yerdi.

schwangau-1

schwangau-4
(otelimizden manzara, ve ertesi gün gideceğimiz şatolardan biri olan Neuschwanstein)

Odamıza yerleştikten sonra hava kararmadan kasabada yürüyüşe çıktık. Hava hafif serin ama üşütmüyordu, gün batmak üzere olduğu için havanın rengi çok net, ve kasaba çok sakin olduğu için her şey çok dingin görünüyordu. Sanki kasabada hareket eden tek canlılar bizlerdik. Evlerinin bahçesinde iş yapan bir kaç kişi görüp selam verince masalda olmadığımızı anladık. Takip ettiğimiz bir yolun üzerinde ‘göle gider’ işareti görünce bu yolu takip etmeden edemedik. Yolun sonunda vardığımızda karşımıza çıkan göl manzarası çok ama çok güzeldi.

schwangau-2

schwangau-3
(Kasabanın turizm danışma merkezi ve belediyesi)

schwangau-5

schwangau-6

schwangau-7

schwangau-8

Yürüyüş sonrası akşam yemeğimizi otelin restoranında, aynı masayı paylaştığımız yaşlı bir Alman çiftle sohbet ederek yedik. İsveç’ten oraya kadar arabayla geldiğimize inanamadılar :)

Ertesi sabah kahvaltı sonrası otelden ayrılıp şatoların olduğu merkeze gittik. Burası Güney Almanya’nın çok turist çeken yerlerinden biri olduğu için şatoların bilet kuyruğu hayli uzundu. Ben Ekim’le oralarda dolaşırken Barış biletlerimiz aldı. Şatoların içini rehberli turlarla gezmek zorunluydu. Yarım saatlik bu turlar, yoğunluğunu dengelemek için belli saatlerde başlıyordu. Biz biletlerimizi önce daha alçakta konumlanan Hohenschwangau’yu gezmek üzere ayarladık.

Şatolar (özellikle Neuschwanstein) epey yüksekte olduğu için buralara çıkmak için üç yol vardı: patikadan yürüyerek, at arabasıyla ve otobüsle. Biz bebek arabasıyla olduğumuz için at arabası ve otobüs bize yürümekten daha zor göründü. O yüzden kolları sıvayıp Hohenschwangau için yola koyulduk. Patika yokuş yukarı olduğu için hızımız yavaştı, fakat yürüdüğümüz orman yolu çok ama çok güzeldi. Yaklaşık 20 dakika sonra şatoya vardık. Bu sırada Ekim uyumuştu ve turumuza daha 50 dakika vardı. Bunu fırsat bilip şatonun bahçesinde dinlendik.

schwangau-9
(Hohenschwangau)

schwangau-10

schwangau-11

Kayıtlarda adından ilk defa 12. yüzyılda bahsedilen ve 18. yüzyıla kadar çeşitli savaşlar sonunda harabeye dönen Hohenschwangau şatosu, krallığı sırasında Bavyera kralı 2. Maximillian tarafından orijinal planına göre yeniden inşa ettirilmiş. Bavyera kralı 2.Ludwig’in çocukluğunu bu şatoda geçirmiş.

schwangau-12
(Hohenschwangau’dan manzara)

18 yaşında babasının ölümüyle tahtı devralan Ludwig’in hayali hep daha yüksekte, daha masalsı bir şatoda yaşamakmış. İşte bu yüzden 1869 yılında, olmasını hayal ettiği yerde Neuschwanstein şatosunun inşasını başlatmış. Bavyera halkının parası değil, kendi parasıyla yaptırdığı bu romantik şato, kralın Wagner hayranlığı sebebiyle onun operalarından esinlenerek dekore edilmiş. Başka şatolar de inşa ettirmeye başlayan, bunlar için çok fazla para harcayan ve bu sırada Bavyera’nın kötüye giden ekonomik durumunu görmezden gelen Ludwig’in adı ‘deli kral’a çıkmış. Hayatı boyunca hayalini kurduğu Neuschwanstein şatosunun yapımı tamamlanmadan, orada yalnızca 11 gün kaldıktan sonra bir gece doktoruyla beraber çıktığı yürüyüşte gizemli bir şekilde kaybolmuş. Yoğun yağmur sonrası, ertesi gün doktorunun ve Ludwig’in cansız bedenleri Starnberg gölü kenarında bulunmuş.

Ludwig’in ölümünden sonra bu şato çok fazla ilgi görmeye başlamış. Bugün bu şatonun dünyanın her yerinden ziyaretçi akınına uğramasının sebebi yalnızca masalsı neo-romantik görüntüsü değil, Bavyera’nın deli kralı Ludwig’in hayatı ve ölümüdür diye düşünüyorum.

Neuschwanstein şatosu eski gibi görünse de neredeyse Eiffel Kulesi ile aynı yaşta. İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından kaçırılan sanat eserlerinin saklandığı bu şatodan, savaş sonunda 49 tane tren vagonunu dolduracak kadar çok sanat eseri çıkarılıp tekrar ait oldukları yerlere yollanmış (The Monuments Man filminde bu konu işleniyor). Aynı zamanda bu şatonun Disney’in Uyuyan Güzel Şatosu’na da ilham verdiği söyleniyor.

O güne dönecek olursak…

Hohenschwangau tur saatimiz geldiğinde Ekim hala uyuyordu. Bebek arabasını şato dışında bırakmamız gerektiği için, Ekim’i uyandırıp kanguruya bağladık. Tabi ki her çocuk gibi uyandırılmaktan hoşlanmadığı için, uykusunu alamadığı için şatoya girer girmez mızırdanmaya başladı. Tur 15-20 kişiden oluşuyordu. Rehberimiz bizi tek tek şato odalarını anlatıyordu. Ekim durmayıp ağlamaya başlayınca ikinci odadan sonra, Ekim’in ve gezen diğer insanların huzuru için rehberden izin alıp turdan ayrıldık.

Şatoya çıktığımız yoldan geri inip merkeze vardığımızda hava serinlemiş, hafiften yağmur başlamıştı. Neuschwanstein şatosuna çıkan yol yürüyerek 50 dakika sürüyordu ve saat neredeyse öğleden sonra 3 olmuştu. Bir yandan Ekim huysuzlanıyordu, bir yandan da aha arabayla bir sonraki şehre gidecek bir kaç saatlik yolumuz vardı. O noktada mantıklı bir karar vermemiz gerekiyordu, ve biz o şartlara göre mantıklı olan kararı verdik: Neuschwanstein şatosunu iptal edip arabaya döndük :(

Böylece güzelim iki şatodan yalnızca Hohenschwangau’nun iki odasını görüp Schwangau’dan ayrıldık. Bu konuda ne mi yapacağız? Tabi ki bir gün oraya yeniden gideceğiz.

2 Yorum

  1. Bu şato (Neuschwanstein) hep gitmek istediğim bi yer, tam da masallardaki şatolar gibi aynen ama gidipte görememek üzücü olmuş gerçehten, eminim tekrar gidersiniz, siz de bu gezip görme aşkı varken buraya tekrar yolunuzun düşeceğinden eminim :)

    Cevap

Bir Cevap Yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.