Yazı
8 yorum

Viyana Kafeleri

Viyana gezimiz çok güzel geçti. Gidiş-dönüş uçak biletlerini belli tarihler arasında ayarlamamız gerektiği için belki gereğinden uzun bile sürdü tatilimiz. Böylece Viyana’yı tadını çıkararak rahat rahat gezdik. Şu an geriye dönüp baktığımızda en çok özlediğimiz kesinlikle Viyana’nın kafeleri ve klasik müzik konserleri.

Avusturyalılar ikinci Viyana kuşatması sırasında (1683) Osmanlılardan kalan kahve çekirdeği çuvallarını bulup, ilk önce onları deve yemi zannetmişler. Daha sonra Türkler tarafından esir alınmış ve tercümanlık yapmış Avusturya subaylarından Jerzy Franciszek Kulczycki bu kahve çekirdeklerini işleyip, Türklerden öğrendiği geleneklerle harmanlamış ve Avusturya’daki ilk kafeyi açmış. 17. yüzyıldan bu yana dek kahve Avusturya’da çok sevilmiş. 19. yüzyılda en parlak dönemini yaşayan kafeleri bu kadar popüler yapan, dönemin ünlü yazarları, şairleri, düşünürleri ve sanatçılarının vakitlerini buralarda geçiriyor oluşu ve kafelerin insanlara sosyal bir buluşma alanı yaratıyor olmasıymış. 1950’lerden sonra televizyon ve modern espresso barların yüzünden kafeler düşüş dönemine geçmiş ve bir bir kapanmaya başlamış. Gezimiz boyunca bu dönemden sonra ayakta kalan ünlü kafelerden çoğunu ziyaret etme şansımız oldu.

Bazen sabahları kahvaltı yapmak için, bazen de gezip yorulduktan sonra dinlenip kahve içmek için uğradığımız kaflerden bizi en çok büyüleyen “Cafe Central” oldu.

vienna_cafes_1

1876’da açılan Cafe Central Sigmund Freud’dan Leon Trotsky’ye kadar pek çok ünlü ismin uğrak yeriymiş. 19. yüzyıl şairlerinden Peter Altenberg‘i arayanlar ‘Ya Cafe Central’dedir, ya da oraya doğru yoldadır’ cevabını alıyorlarmış. Mektup adresini bile Cafe Central olarak veren Peter Altenberg’in bugün kafenin içerisindeki ilk masada oturan heykeli bulunuyor.

Bu kafe bizi kelimenin tam anlamıyla büyüledi. İçerisi çok geniş, ama yeterli sayıda masa o kadar güzel yerleştirilmiş ki, kapıda çoğu zaman kuyruk olmasına rağmen insan hiçbir zaman kalabalık hissi yaşamıyor. Buna mermer sütunlarla desteklenmiş çok yüksek tavan da sebep tabi ki. Diğer kafelerde olduğu gibi burada da garsonlar takım elbiseli, gayet kibar ve ilgili. Kafenin ortasındaki piyano hemen hemen tüm gün hiç susmuyor. Müzikle beraber yediğimiz, içtiğimiz herşey daha da lezzetli geldi bize. Hemen hemen her gün ya kahve içmek için ya da akşam yemeği için buraya mutlaka uğradık.

vienna_cafes_2

Kahvelerinin ve pasta çeşitlerinin yanında yemekleri de oldukça güzeldi. Oradan Cafe Central’in tarihini ve kafede bir günün nasıl geçtiğini anlatan, özel yemeklerinin ve pastalarının tariflerinin yer aldığı bir kitap satın aldım. Oradaki tadı vermeyeceğini bilsem de bu tariflerden bazılarını bir an önce denemek istiyorum.

vienna_cafes_3

Aklımızın gittiği bir diğer kafe de Cafe Hawelka oldu. Leopold Hawelka’nın 1939’da eşi Josefine ile birlikte açtıkları kafe bugün Viyana kafe kültürünün en önemli parçalarından biri. Leopold 2011 yılında, 100 yaşındayken hayata veda ediyor, ama kafeyi devralan çoçukları Leopold‘ün 90’ına kadar hergün kafeye gelip müşterileri karşıladığını ve işin başında durduğunu söylüyorlar.

vienna_cafes_4

Cafe Hawelka’da da diğer kafelerde olduğu gibi tüm kahveler küçük bir tepside, bir bardak suyla servis ediliyor. Bunun Türklerden öğrendikleri bir özellik olduğu söyleniyor. Bu güzel sunum, küçük mermer masaların üzerine, takım elbiseli kibar garsonlar tarafından bırakılıp, kahve ve yemekler hakkında görüşünüz soruluyor.

Kafeler dışında, yemek konusunda Viyana’nın olmazsa olmazlarından birinin Figlmüller olduğunu duyduk daha gitmeden. Burası Viyana Schnitzel’inin yenileceği en iyi restoranmış. Burası da kapısında sıranın eksik olmadığı yerlerden. O yüzden gitmeden önce web sitelerinden masa ayırttık. Bizim orada olduğumuz günlerde akşam yemekleri için tamamen dolu olduklarından, ancak öğle yemeği için yer bulabildik. Burada schnitzelimizi beklerken Avusturya’nın en güzel biralarından Ottakringer ve Gösser içtik. Figlmüller’in schnitzelini oldukça beğendik, fakat porsiyonları çok büyük bulduğumuz için yemeğimizi bitiremeden doyduk.

vienna_cafes_5

Gezimiz boyunca bir kaç değişik yerde Apfelstrudel yedik. Bunlardan biri Schönbrunn Sarayı’ndaki Cafe Residenz‘di. İçerisi biraz kalabalık ve havasız olmasına rağmen, kahveleri çok güzeldi. Apfelstrudelle beraber bize bu tatlının orijinal tarifinin yazılı olduğu bir broşür verdiler.

vienna_cafes_6

Bir diğer ünlü kafe Demel‘de şansımızı denediğimizde malesef yer bulamadık, fakat inanılmaz güzellikteki çikolata reyonlarından hatıra olarak küçük bir paket çikolata aldık.

vienna_cafes_7

Apfelstrudel’den sonra Viyana’nın diğer ünlü pastası olan Sachertorte‘yi de Hofburg’daki 1847 yılında açılan Cafe Griensteidl‘de denedik.

vienna_cafes_8

Viyana kafeleriyle ilgili çok sevdiğim başka bir özellik de insanların buraya yalnızca kahve içip yemek yemek için değil, aynı zamanda değerli vakit geçirmek için gelmeleri oldu. Kafelerde yalnızca bir fincan kahve alıp saatlerce oturmak hiç de garipsenecek bir davranış değil. Geçmiş günlerden beri kafeler aynı zamanda insanların oyun oynadıkları, kitap okudukları, ders çalıştıkları yerler olarak benimsenmiş. Bu yüzden de bugün hala kafelerin tamamında müşterilerin yararlanacakları günlük gazeteler ve aylık dergiler bulunuyor. Biz de pek çok yaşlı insanın tek başlarına gelip, kahve içerek gazetelerini okuduklarına şahitlik ettik. Tüm sosyal alanlarda olduğu gibi, kafe kültüründe de hiçbir şeyin aceleye getirilmemesi ve hakkının veriliyor olması takdirimi kazandı.

vienna_cafes_11

Yine servisinden ve kahvelerinden çok memnun ayrıldığımız bir başka kafe de Cafe Maria Treu oldu. Çok sakin geçen bir paskalya tatili gününde, Josefstadt’da dolaşırken bu kafeye denk geldik. Barışla birbirimize bakıp, hiçbir şey söylemeden içeri girdik. Dışarıdan gördüğümüz kadarıyla buraya girmemiz kaçınılmazdı. Sıcakkanlı, yaşlı bir garson bizi karşıladı. İçerisi sakin olduğu için beğendiğimiz bir masa saçip oturduk.

Arka masamızda iki arkadaş köpekleriyle beraber gelmiş kahve içiyorlardı. Onlar ayrıldıktan sonra garson yanımıza gelip “eğer köpeklerden rahatsız olduysanız özür dileriz. Viyana kafelerinin özelliği bu, köpeklerin girmesine izin veriliyor. Hatta bazen insanlar etrafta bağırıp çağıran küçük çocukları istemiyor ama köpeklerden kimse rahatsız olmuyor” dedi. Biz de bizim için hiç problem olmadığını, yalnızca daha önce hiçbir yerde böyle bir uygulama görmediğimiz için şaşırdığımızı söyledik.

Viyana’daki son günlerimize geldiğimiz için pek çok yeri gezmiş, görülecek pek çok şeyi bitirmiştik. Bu kafede uzun uzun oturup kitaplarımızı okuduk ve gezdiğimiz yerlerle ilgili notlar aldık. Bu sırada gözüme masadaki bir kağıt ilişti. 9 Nisan’da Viyana’nın büyük kafelerinde felsefe söyleşileri akşamı olacağı yazıyordu. İçinde bu söyleşilere ev sahipliği yapan kafelerin isimleri (pek çoğu bizim uğradığımız kafelerdi) ve nerede hangi konunun tartışılacağı belirtilmişti.  İşte Viyana’yla ilgili bir mükemmel şey daha! :) Ne kadar yaratıcı, ne kadar üretici, ne kadar harika bir aktivite. Okuduğum kaynaklarda 19. ve 20. yüzyılda bu kafelerdeki günlük aktiviteler olarak gösterilen bu söyleşilerin hala var olduğunu görmek geleceğe karşı umutlarımı canlandırdı yeniden. Herkese açık bu söyleşilerin medeni bir şekilde dünyanın her kafesinde yapılıyor olmasını o kadar isterdim ki!

vienna_cafes_10

Göteborg’a dönmeden önceki son günümüzde o günlerde tatil için Viyana’ya gelen İstanbul’dan yakın arkadaşımız Şefkat ve onun kuzeni Ali ile buluştuk. Şefkat daha önce bir sene Viyana’da değişim öğrencisi olarak yaşadığı ve Ali de hala bu şehirde okuduğu için, onlar bizi kendi kendimize bilip gidemeyeceğimiz yerleri gezdirdiler.

vienna_cafes_12

Kahvaltı için de taze meyve, sebze, baharat ve değişik ülkelerin yiyeceklerinin satıldıği Naschmarkt pazarının içindeki bir kafeye gittik. Barış özlediği Türk kahvaltısını yerken, ben de benim için tüm zamanların favori kahvaltısı olan müsli ve yoğurdu tercih ettim.

vienna_cafes_13

Viyana’daki kafe ve restoranlarla ilgili dikkat çekilecek bir nokta da iç mekanlarda sigara yasağının olmaması. Bazı yerlerde içmeyenler içenlerden ayrılmış, ama ilginç olarak brandalı balkonlar, veya en uzak köşeler içmeyenlere verilmiş durumda. Ben sigara içmediğim için bir kaç kafede rahatsız oldum, fakat orada yaşıyor olsaydım Viyana’nın gururla aldığı bu karara saygı duyar, sigara içilmeyen yerlere gitmeyi tercih ederdim.

Viyana’nin klasik kafelerine bayıldım. Burada öyle kafeler olsaydı ben de tası tarağı toplar her gün o kafelere taşınırdım, blog yazılarımı melange’ımı yudumlayarak oralarda yazardım. Tatil boyunca bazı günler yaptığım gibi hem akşam yemeği hem kahvaltı hakkımı apfelstrudel’de kullanırdım :)

8 Yorum

  1. Cafelerde söyleşi yapmak çok yaratıcı bir fikir. insan beynini beslediği sürece düşünebilir. düşündüğü sürece üretebilir. böyle ciddi şeylerin yapıldığı yerlerin her anlamda gelişimini tamamlamış olmaları tesadüf olamaz.

    Cevap

  2. çok bıdıksınız mini mini gezdiniz mi siz:)
    hadi cafe central açalım istanbulda!

    Cevap

  3. hamburgun apfelstrudelını cok ozledim!!viyana kafeleri kadar olmasada karakoydeki kafelerle de tanıstırmak isterim seni..mekanın nasıl kabuk degistirdigine inanamayacaksın…selamlar

    Cevap

  4. yaa boyle de beğenmişsiniz viyana’mı nede güzel anlatmışsın. yerim minik.

    Cevap

  5. Kahvenin adının nereden geldiği bilinmezliğini korusa da kahvenin ismi ülkeden ülkeye pek az bir değişiklik gösterir. Coffee, kaffee, cafe, koffie, kave, kava, kawa, kophe, caffe, kafei, kohi… bir tek ermeniler marjinal olmuşlar; kahveye soorj diyorlar.

    Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.