Yazı
0 yorum

Brüksel

Bir önceki yazımda bahsettiğim tatil planlarımızın hepsini gerçekleştirdik, çok güzel bir 3 hafta geçirip geçen hafta eve döndük. Şimdi geriye dönüp baktığımda bu haftalara 8 şehir ve bir sürü hikaye sığdırdığımızı görüyorum.

Belçika’ya festivalden bir kaç gün önce gittiÄŸimiz için merak ettiÄŸimiz ÅŸehirleri görme fırsatı bulduk. Her gün için sıkı bir plan yapıp bu günlerde Gent, Antwerp, Brugge ve Brüksel’i gezdik. Pek çok yerde aklımız kaldı, fakat yeterli zamanımız olmadığı için buraları sonraki gezilere bıraktık.

Brüksel’e 2005 ve 2006 yıllarında Hollanda’da yaz stajı yaparken iki kere günübirlik uÄŸrama ÅŸansım olmuÅŸtu. Yalnızca turistik kısımlarını gezip, ÅŸehrin ruhunu pek hissedemeden geri dönmüştüm. O yüzden Barış’a ‘Brüksel’de pek bir ÅŸey yok, beklentilerini yükselme’ diyip durdum. Gezimizin öncesinde Brüksel’de yaÅŸayan arkadaÅŸlarımız Evrim ve Hande’den bu ÅŸehirler hakkında tüyolar aldık. Brüksel’de de onların bize çizdiÄŸi gezi planına uyduk ve gördük ki, dedikleri gibi Brüksel aslında herkes tarafından epey hafife alınan bir ÅŸehirmiÅŸ. Buraya ayırdığımız bir günün tadına doyamadık, ve Brüksel’i yeniden gidilecek ÅŸehirler listemize ekledik.

Sabahın erken saatlerinde otelden çıkıp güzel bir yürüyüş sonrası Brüksel’in ünlü meydanı Grand Place (Grote Markt)’a vardık. 68’e 110 metre büyüklüğündeki bu alan 12. yüzyıldan beri ÅŸehrin en büyük meydanı olma özelliÄŸini taşıyor. Meydanı çevreleyen binaların yapım tarihleri ve tarzları birbirinden farklı olsa da hepsi birbirini tamamlıyor ve meydana büyülü bir hava katıyor. Brüksel belediye binası ve Brüksel ÅŸehir müzesi bu tarihi binalardan bazıları.

Brussels - 1

Meydandanda dolaÅŸtıktan sonra meydanın köşelerinden uzanan canlı sokaklardan birine dalıp Galeries Royales St. Hubert’in giriÅŸine vardık. Burası Milano’daki Galleria‘nın daha küçük halini çaÄŸrıştırıyor. Pahalı giyim maÄŸazaları ve çikolatacılarla dolu bu pasaj 1847 yılında tamamlanmış ve meydanın yiyecek içecek satılan kalabalığından sonra burjuva sınıfı için alışveriÅŸ yapabilecekleri bir yer halini almış. 213 metre uzunluÄŸundaki bu pasajı yürüyüp geçtikten sonra kendimizi yine Brüksel’in canlı ara sokaklarında bulduk.

Brussels - 4

Brüksel’in tarihi bölgesi Sablon’da bulunan Notre-Dame kilisesi (Église Notre-Dame du Sablon) görülmeye deÄŸer yerlerden biri. 15. yüzyıldan günümüze kalan bu kilisenin içine göz atıp gezimize devam ettik.

Brussels - 5

Rotamızda ilerleyerek ÅŸehrin içindeki sürprizlerden biri olan Mont des Arts bahçesine vardık. Åžehir merkezinden daha yüksek bir yerde konumlanan bu park, 1910 yılındaki uluslarasası fuar için mimar Pierre Vacherot’a kral tarafından verilen geçici bir bahçe inÅŸa etme emriyle yapılmış. Park halk tarafından çok sevilince tamamen ortadan kaldırılmamış, fakat 1950’li yıllardan sonra bu alana kütüphane, kongre merkezi gibi baÅŸka binalar da eklenmiÅŸ.

Brussels - 8
Parka girdiÄŸimizde mini bir konser olduÄŸunu farkettik ve insanların öğle yemeklerini yedikleri banklarda biz de kendimize bir yer bulduk. Belçika’nın ünlü radyo istasyonlarından biri olduÄŸunu tahmin ettiÄŸim Radyo 1’in parkın içindeki kafesinden, yine o radyonun düzenlediÄŸi konserin yayını yapılıyordu. Günün en güzel saatinde kendini gösteren güneş ve parkın güzelliÄŸiyle Bony King grubunun ÅŸarkılarının tadını çılardık.

Brussels - 6

Brussels - 7

Parkın şehrin aksi yönündeki merdivenlerinden çıkıp Sablon bölgesinde Rue de la Régence boyunca yürüyüp, 19. yüzyılın en büyük yapısı olma özelliğini taşıyan Palais de Justice (Brüksel adalet sarayı) önündeki büyük meydana vardık. Burası da şehir merkezine göre epey yüksek bir yerde konumlandığından meydanın kenarındaki duvarlardan şehri seyrettik. Dolaşarak yeniden aşağı inmek yerine bu bölgeye ulaşımı kolayca sağlamak için yaptıkları asansörleri kullanarak yeniden aşağı indik.

Brussels - 9

Brussels - 10

Ä°lgimizi çeken sokaklarda biraz daha amaçsızca gezdikten sonra, yine Evrim’den aldığımız tüyolarla Flagey bölgesine gittik. Bu bölge Brüksel’deki en sevdiÄŸim bölgelerden biri oldu. Gözümüze minik bir meydandaki Belga kafeyi kestirip burada biraz dinlendik. Bu kafenin bahçesinde, gölet manzarasına karşı yediÄŸimiz sandviçlerin tadına doyamadık. SipariÅŸ verdikten sonra sandviçleri hazır olarak vermelerini beklerken, ana malzemesi ve salatasını kavanozlarda, taze baget ekmeÄŸini ve tereyağını ayrı olarak servis yaptılar. Bu sunum çok hoÅŸumuza gitti! Bu hafta aynı kavanozlardan satın alıp biz de buzdolabımıza sonradan yemek üzere mozarella-domates, ton balığı  hazırlayıp koyduk :)

Brussels - 12

Brussels - 13

Brussels - 16

Güzelce karnımızı doyurup, güneÅŸi iliklerimize kadar hissedince bu bölgenin pahalı ve eski evlerinin bulunduÄŸu ara sokaklarında gezindik. Åžehir merkezinin kalabalığından sonra burası tam da yaÅŸanacak bir yermiÅŸ gibi geldi. (Belga’nın da etkisiyle tabi!)

Brussels - 14

Brussels - 15

Brussels - 17
(Mont des Arts’ın üst sokağındaki, Müzik aletleri müzesinin de aralarında olduÄŸu güzel binalar)

AkÅŸam üzeri görmezsek eksik kalacağını düşündüğümüz, Brüksel’in ünlü ‘iÅŸeyen çocuk heykeli’ni (Manneken Pis) görmek üzere takrar büyük meydan taraflarına döndük. 61 cm büyüklüğündeki bu heykel sanırım dünyada en çok abartılan turistik ikonlardan biridir, yine de görmüş olduk.

Brussels - 18

Brüksel iki dil kullanılan bir ÅŸehir. Ağırlık Fransızca olsa da, Flamanca’nın da kullanım alanı çok geniÅŸ. Yürüdüğümüz yerlerde dikkatimi çeken ÅŸeylerden biri sokak isimlerinin dahi iki ayrı dilde yazılmış olmasıydı. Bunun günlük iÅŸleri zorlaÅŸtırıp zorlaÅŸtırmadığını epey merak ettim doÄŸrusu.

Brussels - 19

AkÅŸam otele dönmeden önce son kalan enerjimizle Dansaert bölgesini gezdik. Böyle güzel bir yaz akÅŸamında, ÅŸehir hayatında bundan daha güzel bir bölge düşünemezdim. Tüm sokaklar restoranlar ve küçük biracılarla doluydu, insanlar sokaklarda oturmuÅŸ yiyip içiyorlardı. Bu yine Ä°sveç’te çok özlediÄŸimiz ÅŸeylerden biri olduÄŸu için (çoÄŸunlukla hava, onun dışında erkenden kapanan cafeler sebebiyle) hoÅŸumuza giden bir yerde oturup bir de bir ÅŸeyler atıştırdık.

Brussels - 20

Brussels - 21

Brüksel’i çoÄŸunlukla yürüyerek gezdik (örneÄŸin bugün 22 km yürümüşüz), fakat bazen zamandan tasarruf etmek adına hızlı ve kolay bir ulaşım olan taksinin alternatifi Uber‘i denedik. Telefonunuza indirdiÄŸiniz ve kredi kartı bilgilerinizi girdiÄŸiniz bir uygulamadan o ÅŸehirde size yakın olan Uber arabalarını görebiliyor, bulunduÄŸunuz yerden gitmek istediÄŸiniz yere ne kadar tutacağını, seyahatin kaç dakika süreceÄŸini ve arabanın size kaç dakika uzaklıkta olduÄŸunu anında görüp onay verebiliyorsunuz. Sizi alan araba nereye gideceÄŸinizi bildiÄŸinden ve ulaşımın ücreti kredi kartı bilgilerinizden otomatik olarak ödendiÄŸinden hem dil bilmeye gerek olmadan iÅŸinizi hallediyorsunuz hem de herhangi bir sürprizle karşılaÅŸmıyorsunuz. Brüksel için bu servisin çok iyi çalıştığını söyleyebilirim. EÄŸer burada yaşıyorsanız veya kısa süreliÄŸine burada bulunuyorsanız pratik ve hızlı seyahatler için tavsiye ederim.

Günün sonunda otele vardığımızda yorgunluktan çok mutluluk hissediyorduk, çünkü ilk başta yüksek beklentiler duymadığımız bu şehir bizi çok şaşırtmış ve gezmeye doyamadığımız bir yer oluvermişti. Bu açıdan sadece turistik rehberlerin tavsiyeleri değil, orada yaşayanların bir şehir hakkındaki ipuçlarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladık.

Belçika’yı geziyorsanız, büyüleyici orta çaÄŸ ÅŸehirleri kadar Brüksel’in derinliklerine de zaman ve ÅŸans vermelisiniz.

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.