Yazı
3 yorum

Aix en Provence

Güney Fransa’da, gezdiğimiz yerler arasında en çok Aix en Provence‘i beğendik. Milattan önce 123 yılında Antik Romalılar tarafından bulunan bu şehir bugün Cezanne’ın şehri olarak biliniyor.

Eski şehir merkezi bugün de en yoğun olan bölgesi şehrin. Bu kısım küçük meydanlardan ve bu meydanları birbirine bağlayan ara sokaklardan oluşuyor. Benim aklımı alan eski evler, dar sokaklar, renkli binalarla dolu her yer. Bunun yanında şehrin yeni yapılanan, daha modern binalar ve mağazalardan oluşan kısmı da gayet güzel planlanarak inşa edilmiş. Şehirde hiçbir bina, hiçbir sokak göze batmıyor.

Cumartesi günümüzü bu şehirde geçirdiğimiz için, heryer çok canlı ve kalabalıktı. Bir şehrin merkezinde yürürken, bir köşebaşına veya bir meydana geldiğimizde genellikle önümüzde uzanan yollara bakar, hangi taraf bizi daha çok çekiyorsa o sokaktan yürümeyi tercih ederiz. Aix en Provence’in her sokağı, her meydanı o kadar güzeldi ki, hiçbir yeri kaçırmamak için hangi rotayı seçeceğimize karar veremedik.

Cezanne‘ın şehri olan Aix en Provence‘de onun sanatı heryerde hissediliyor. Bizim de en çok ilgimizi çeken şeylerden biri 1839 – 1906 yılları arasında yaşayan, eserleri impresyonizm ve kübizm arasında önemli bir noktada bulunan ve kendinden sonraki, Matisse, Picasso gibi büyük sanatçılara ilham vermiş olan Cezanne’ın hala, öldüğü günkü gibi korunan atölyesi oldu.

İki katlı eski bir binanın bir tarafında konumlandığı bu ağaçlı, yerleri çakıl taşı dolu bahçe kendimi bugüne kadar en huzurlu hissettiğim yerlerden biri oldu. Bahçe kapısından içeri girdiğimiz andan itibaren yüz yıl öncesine gittik ve zaman o an yavaşladı. O kadar dingin geldi ki herşey, atölyeye girme zahmetinde bile bulunmadan, uzunca bir süre bahçedeki masalardan birine oturup öylece etrafı inceledik.

Bahçedeki her noktayı içimize sindirdikten sonra atölyeyi gezmek için binaya girdik. İçeride herşey Cezanne’ın öldüğü günkü gibi korunmuş. Duvarda asılı olan ceketlerinden, o ünlü tablolarında meyveleri yerleştirdiği kaselere kadar herşey oradaydı. Bahçesi bile bizi bu kadar etkilemişken, daha dün terkedilmiş gibi duran bu oda bizi bambaşka yerlere götürdü.

İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için gördüğüm detayları burada paylaşamıyorum. Fakat merak edenler, detaylı bilgi ve fotoğrafları burada bulabilirler.

Atölye’de öğrendiğimiz ve şehre gittiğimizde dikkatimizi çeken başka bir detay da bazı sokaklarda yere çakılmış ‘Cezanne’ yazılı armalar oldu. Bu armaları takip ederek, Cezanne’ın gözüyle Aix en Provence’i gezmek, onun büyüdüğü ev, babasının çalıştığı banka, Emil Zola ile ilk tanıştıkları yer gibi hayatında yer eden önemli noktaları görmek mümkün.

Şehrin kalabalığına yeniden karıştıktan sonra tablo dolu küçük bir meydana denk geldik. Bu meydanda cumartesi günleri amatör ressamlar, çoğu çok güzel ve pahalı tablolardan oluşan eserlerini sergileyip, meraklılarına satış yapıyorlarmış.

Akşamki Marsilya trenimize kadar şehrin her yerini yürüdük. Her noktası özenle inşa edilmiş, renkler özenle seçilmiş, sanki tüm binalar birbirleriyle uyum içerisinde, bilerek yanyana konulmuş gibi duran bu küçük şehri çok ama çok sevdik. Cezanne’ın dediği gibi “Aix en Provence’i gördükten sonra, dünyanın hiçbir yerinde mutlu olamazsınız”..

3 Yorum

Bir Cevap Yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.