Yazı
3 yorum

Paris – 3.Gün

Paris’teki üçüncü günümüzde, şehrin üzerindeki pazar günü sakinliğinden yararlanıp vaktimizi Louvre Müzesi‘ni gezmeye ayırdık. Saatlerce dolaşıp pek çok önemli eseri ziyaret etmeye çalıştıysak da, dedikleri gibi; bir günde bitirilebilecek bir yer olmadığına karar verdik. 1793 yılından beri müze olarak hizmet veren bu 12. yüzyıl sarayında, 60.600 metre kareye yayılmış sekiz ana departman ve bu departmanlarda toplam 380.000 obje bulunuyor.

Müzeyi gezerken ilgimizi en çok çeken eserleri fotoğraflamaya çalıştık. Bunlardan bir kaç tanesini paylaşmak istiyorum.

Ain Ghazal Figürü Louvre Müzesi’nin 1997 yılında 30 yıllığına kiraladığı, MÖ 7250 yılına ait olduğu tahmin edilen bu eser, aynı zamanda Louvre’da sergilenen en eski eser özelliğini taşıyor.

Law Code of Hammurabi (Hamurabi Kanunları MÖ 1760), tarihin en eski ve en iyi korunmuş yazılı kanunları.

The Turkish Bath (Jean-Auguste-Dominique Ingres, 1862) Haremdeki çıplak kadınlar.

Winged Victory of Samothrace MÖ 200’lere ait bu mermer heykel 1884 yılından beri Louvre’da sergileniyor.

Psyche Revived by Cupid’s Kiss

Venus de Milo (Alexandros of Antioch, MÖ 130-100)

Hemen hemen tüm günü Louvre’da geçirdikten sonra, Seine nehri kenarında, kalan son enerjimizle yürüyüş yaptık. Paris’ten aklımda kalan, hatırladıkça hoşuma giden detaylardan birisi nehir kenarındaki küçük kitapçılar oldu. Eski kitap, dergi, poster satan bu derme çatma tezgahlarda ben de çok vakit geçirdim. Elimi attığım her eski kitap, ne yazdığını pek anlamasam da dikkatimi çekti. Bir süre sonra anlamaya başlayacağımı umduğum iki çocuk kitabıyla, Paris’teki ikinci el kitap hevesime noktayı koydum.

Yürüyüşümüzü ünlü aşk köprüsü Pont de l’Archevêché‘de tamamladık. Geçen seneki Venedik yazılarımda bahsettiğim gibi, bu köprünün de özelliği, üzerlerinde isimler yazılı yüzlerce kilidin köprünün iki tarafını süslüyor olması.

Bütün gün gezmekten çok yorulduğumuz için akşama doğru otele gidip biraz dinlendik. Tembellik tatlı geldiyse de, gece dışarı çıkıp hem biraz dolaştık, hem de otele yakın güzel bir kafede hareketli bir sokağa karşı kahve içtik. Daha sonra otele geri dönerken..

..hayatımda ‘iyi ki dışarı çıkmışım’ dediğim en önemli anlardan biri haline geldi, karşımda Robert De Niro’yu gördüğüm o an! :)

Otele yakın bir caddedeki eski ve ünlü bir restoranın önünden geçerken kapıda bir hareket farkettik. Bir kaç kişi fotoğraf çekerken bir de baktık ki, bir kaç metre ötemizde Robert De Niro, Harvey Keitel ve scooterına atlamış Gerard Depardieu. Bir kaç adım daha yürüyünce, bir kaç insan çekilince, kendimi bir anda Robert De Niro’nun yanında buldum. Barış cep telefonuyla fotoğrafımızı çekerken ben Robert De Niro’yla konuşmaya başladım; onu gördüğüme çok sevindiğimi, bunun Paris’teki ilk gezimin güzel bir sürprizi olduğunu söyledim. O da bana nereden geldiğimi sordu ve iyi tatiller diledi :) Heyecandan çok mutluluk hissettim sanırım, o gece ve ilerleyen bir kaç gün daha Robert De Niro’yla konuşmuş olduğum gerçeğini hatırlayıp hatırlayıp kendi kendime gülümsedim. Bu arada da literatürümüze ‘Ne zaman fotoğraf makinanı almadan çıkarsan Robert De Niro’yu görürsün’ lafını kazandırmış olduk :)

Louvre Müzesi, Paris gezimizin en önemli anılarından biri, bugünümüzün en önemli aktivitesi de olsa, ben Paris’teki üçüncü günümüzü her zaman ‘Robert De Niro’yu gördüğüm gün’ olarak hatırlayacağım.

3 Yorum

  1. ain ghazal ve winged victory’nin altındaki heykeli cok begendim, cok ilham verici ikisi de ama en cok en alttaki resimleri kıskandım!

    Cevap

  2. Ben yarın fotoğraf makinemi almadan evden çıkacağım, Robert de Niro’yu görebilir miyim? Ama İstanbul’da olduğumu da belirtmek isterim :)

    Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.