Yazı
4 yorum

Amsterdam Sokakları ve Rijksmuseum

Amsterdam’a gidişimiz tam da tahmin ettiğim gibi maceralı oldu. Sabah 10’da kalkması gereken uçağımız elektronik sistemdeki bir arızadan dolayı iptal edildi. KLM akşam uçuşu için büyük bir uçak göndererek bu sorunu çözdüyse de bu bizim için havaalanında geçirmemiz gereken 6-7 saat demekti. Yemek yiyip, bir şeyler içip zaman öldürdük. Akşam Amsterdam’a vardığımızda saat sekiz olmuştu. İlk iş otele gidip eşyalarımızı bıraktık. Şehrin içinde bir otel ayarladığımız için, -tatilimizin 1/3’üne denk gelen- kaybettiğimiz saatleri telafi etmeye başlamamız kolay oldu. Yine de gece yarısı olduğunda hepimiz yorgunluktan bitmiştik. Bu akşamı böyle kapayıp ertesi günü erken uyanmaya karar verdik.

Sabah hepimiz aynı anda hazır olup otelden çıktık. Hemen köşede, ilk gördüğümüz kafeye girdik. Kimimiz çok açtı, kimimiz kahve içmeden konuşacak halde değildi, kimimiz de ağırdan alıyordu, o yüzden kimse gördüğümüz ilk kafeye girmemizden şikayetçi olmadı. Burada -sonradan girdiğimiz her kafede karşılaşacağımız- ortalarda dolanan bir kedi karşıladı bizi. Meyve suyu, kahve, pankek, yumurta, zencefilli kek ve kuruvasandan oluşan kahvaltımızı bitirdiğimizde gözlerimiz açılmıştı, yeni maceralar için hazırdık.

amsterdam_1_1

amsterdam_1_2

amsterdam_1_3

Doymayanlarımız için birer kahve daha alıp şehirde yürüyüş yaptık. Gece karanlıkta yalnızca yansıyan ışıklarla parlayan kanallar aydınlıkta, ağaçların renkleriyle beraber büyüleyici görünüyorlardı.

amsterdam_1_4

amsterdam_1_5
(Rembrandtplein)

amsterdam_1_6

amsterdam_1_7

amsterdam_1_8

amsterdam_1_10

amsterdam_1_11

amsterdam_1_12
(Her sokakta mutlaka gördüğümüz minicik arabalardan biri)

amsterdam_1_13

Her köprüde durup, önümüzde uzanan kanalın manzarasına takılarak Amsterdam sokaklarında bir kaç saat yürüdük. Sonra bir müzede karar kılıp orayı gezmeye karar verdik. Bunu konuşurken çoktan Museumplein’e varmıştık. O yıllarda yenileme çalışmaları devam ettiği için ziyaretçilere kapalı olan, Hollanda’da yaşarken göremediğim en önemli müzelerden biri olan Rijksmuseum‘dan yana kullandım oyumu. Kısa sürede burayı görmeye karar verip biletlerimizi aldık.

Müze binası etkileyiciydi. 1885 yılında açılan müze, bir asırdan fazla süre hizmet verdikten sonra, yenileme ve temizleme çalışmalarının kaçınılmaz olduğuna karar vermişler. 2004 yılında başlayan çalışmalar büyük emek ve incelikle devam etmiş. Binanın tarihi dokusuna zarar vermeden bu büyük işin altından kalkıp, 2012 yılında ana binayı teslim etmişler. O günden beri de müzeyi özleyen, sanat meraklısı ziyaretçilerle dolup taşmış müze.

30.000 m2 alana sahip, 8.000 parça sanat eseri sergilenen müze yılda 1.5-2 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor. Rijksmuseum’da Hollanda’nın 800 yıllık tarihine ışık tutan eserlerin yanı sıra dünyanın başka yerlerinden sanatçıların da önemli eserlerini görmek mümkün.

Müzedeki en ilginç kısımlardan biri aklımın birazını orada bıraktığım kütüphaneydi :) 4 katlı kütüphanede toplam 1 km uzunluğunda kitap rafları bulunuyor. Bunun dışında, yer altındaki deposunda da 5 km uzunluğunda, 1881 yılından beri arşivlenmiş sanat ve sanat tarihiyle ilgili kitaplar, dergiler, makaleler, dökümanlar bulnuyor. Büyüleyici değil mi?

amsterdam_1_14

En az kütüphane kadar büyüleyici, Hollandalı Rembrandt‘ın en önemli eserlerinden biri olan (Aynı gün Rembrandtplein’de heykellerle 3 boyutlu halini gördüğümüz) ‘Night’s Watch‘un bulunduğu salona geldiğimizi resmin önündeki heyecanlı kalabalıktan anladık.

Resmin koyu renk bir cilayla kaplandığı için ‘gece’ izlenimi verdiği, aslında geceyle alaksı olmadığını, bu cilanın 1940’larda temizlendiğini ve resmin asıl adının ‘The Company of captain Frans Banning Cocq and lieutenant Willem van Ruytenburch preparing to march out’ olduğunu, fakat bu ad çok uzun oluğu için unutulduğunu orada öğrendim.

amsterdam_1_15
(Night’s Watch-Rembrandt, 1642)

amsterdam_1_16
(Osmanlı’dan portreler-Jean-Baptiste Vanmour, 17.yy)

Night’s Watch’dan sonraki en önemli eserlerden biri ‘The Battle of Waterloo‘ idi (5.67m x 8.23 m).

amsterdam_1_17
(The Battle of Waterloo-Jan Willem Pieneman, 1824)

Dikkatimizi çeken diğer eserler şöyleydi: Self Portrait-Vincent van Gogh, The Singel Bridge at the Paleisstraat in Amsterdam-George Hendrik Breitner, The Milkmaid-Johannes Vermeer, Portraits of Giuliano and Francesco Giamberti da Sangallo-Piero di Cosimo.

amsterdam_1_18

amsterdam_1_19

amsterdam_1_20

Müze sonrası bir şeyler atıştırıp, şehirde biraz daha dolaştık. Sonra otelde biraz dinlenip, tazelenip, biriktirdiğimiz bar ve birahane tavsiyeleriyle yeniden dışarı çıktık. Hollanda’nın özlediğim tüm yerel biralarını tatma şansı buldum. Sabancı’dan arkadaşım Sinem ve Serkan’ın Hollandalı bir arkadaşı da bize katılınca gecemiz çok daha keyifli hale geldi. Bünyemizin kaldıracağı kadar, Amsterdam’da cumartesi gecesinin hakkını verdik :)

4 Yorum

  1. Jordaan`a gittiniz mi Gizem? Amsterdamın`ın entellektüel bölgesi; sanatçıların, edebiyatçıların, öğrencilerin takıldığı, tasarım butiklerin, mağazaların olduğu yer. Orası da pek güzeldi, sevmiştim, turist pek yoktu.

    Cevap

    • Özgecim ertesi günü gittik oraya :) cok guzeldi gercekten, benim de aklimda kalan yerden biri oldu.

      Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.