Yazı
3 yorum

Big Ben ve London Eye

Londra’ya vardığımız gün otele gitmeden önce ilk yaptığımız şey birer sim kart ve toplu taşıma kartı edinmek oldu. Bunu gittiğimiz her yeni ülkede alışkanlık haline getirdik. Sim kartı yalnızca internet için kullanıyoruz ve bu adres ararken, haritayı kullanırken, restoran ve aktivite yorumlarına göz atarken, sosyal medyayı kullanırken oldukça işimize yarıyor. Toplu taşıma kartını da önceden araştırıp, kalacağımız gün sayısına göre en uygun tarifeyi seçiyoruz.

Haftalık Oyster kartlarımızla hem metroya hem de otobüse binebildiğimiz için ulaşım planlamasını böylece halletmiş olduk. Otelimize yerleştikten sonra şehri keşfetmeye koyulduk. Londra’nın ikonları hemen gözümüze çarptı.

SONY DSClondon13_d1_2
(Aynı modelde onlarca Londra taksisi)

london13_d1_7
(Şehrin damgası haline gelen kırmızı telefon kulübeleri)

london13_d1_3

Westminster durağında metrodan çıktığımızda Big Ben karşımızdaydı. Genel düşüncenin aksine “Big Ben” saat kulesinin değil, bu kuledeki büyük çanın ismi. 2012’de “Elisabeth Tower” adını alan bu saat kulesinin yapımı 1856 yılında tamamlanmış. 96 metre uzunluğundaki kule parlamento sarayının bir parçası. Kuleye uzaktan bakıldığında bu sarayla beraber harika görünüyor.

london13_d1_4

london13_d1_5
(Parliament Square’deki Duck Tours turist otobüsleri)

london13_d1_6
(Meydanlarda, insanları daha çok yürümeye teşvik eden tabelalar)

Big Ben’i gördükten sonra parlamento sokağı Whitehall’da pek çok tarihi bina ve heykel arasında yürüyüşümüze devam ettik. Bir binanın avlusuna açılan kapıdan geçtiğimizde buranın resmi kraliyet törenleri için kullanılan Horse Guards Parade olduğunu keşfettik.

london13_d1_8
(Horse Guards Parade’deki Household Cavalry Museum)

Bu alandan geçip ilerleyince önümüzde geniş, yeşil bir alan dikkatimizi çekti. Buranın en eski kraliyet parklarından biri olan St. James olduğunu öğrendik. İlerleyen günlerde başka parklarda da sıkça karşılaşacağımız şezlongları ilk defa burada gördüm. Parkın belli bir bölgesinde aralıklarla dizilmiş renkli şezlonglar için tarife 1 saate kadar 1.5 £, 3 saate kadar 4 £, tüm gün kullanım içinse 7 £ idi. Burada yaşayanlar ve bu şezlongları sıkça kullanmak isteyenler 100 £ vererek yıllık üyelik alabiliyorlarmış. Londra’da yaşıyor olsaydım kesin yıllık üyelik alırdım, sonra da üyeliğim var diye parklara yerleşirdim kesin :)

london13_d1_9
(Park Deckchairs)

london13_d1_10
(Parklarda gördüğümüz sincaplardan biri :) )

london13_d1_13
(Moby Dick’in yazarı Herman Melville’in 1849 yılında yaşadığı ev)

london13_d1_11
(St.James parkından Trafalgar Square’e açılan Admiralty Arch)

Trafalgar maydanından yürüyerek Thames nehri kıyısına vardık. Nehrin karşı tarafında Londra’nın sembollerinden London Eye bizi çağırıyordu :) Westminster köprüsünden karşı tarafa geçtik. Barış tartışmasız binmek istedi London Eye’a, bense yükseklik korkum nedeniyle biraz çekimser kaldım, fakat sonra ‘bu fırsat sonra ele geçmez’ diyerek bilet satılan gişeye gitmeyi kabul ettim.

london13_d1_14

Bilet kuyruğu ve dışarıdaki sıra oldukça uzundu. “Fast Track” (Hızlı sıra) işareti görünce ne olduğunu sorduk. Normal biletle yaklaşık 1.5 saat bekleyeceğimizi, fakat biraz daha fazla ödeyerek alacağımız bu biletle en fazla 10 dakika bekleyeceğimizi söylediklerinde şöyle bir düşünüp bunu almaya karar verdik. Londra’da geçirdiğimiz zaman önemli olduğundan, fazla beklemeden sıra bize gelince doğru bir karar verdiğimizi anladık. London Eye’ı denmek isteyip de fazla zamanı olmayanlar için bu bileti öneririm.

london13_d1_15

135 metreyle Avrupa’nın en yüksek dönme dolabı olan London Eye’daki manzara inanılmazdı. Bu deneyimle Londra’nın haritasını ilk günden aklımıza yazmış olduk. Etrafında dönen 32 kabinin her biri 25 kişi taşıma kapasiteli olduğu için bir turda epeyce kişi bu turun tadını çıkarmış oluyor. Kabinlerde ortada oturma alanı bulunyor, ayakta dışarıyı izleyip fotoğraf çekmek isteyenler de köşelerde belirli noktalarda durabiliyorlar.

london13_d1_16
(Waterloo tren istasyonu)

london13_d1_17
(Yukarıdan Big Ben ve parlamento binası görüntüsü)

london13_d1_18

london13_d1_19
(Dünyanın en güzel balkonları)

London Eye’dan sonra South Bank denilen bu bölgeyi dolaşmaya başladık. Waterloo istasyonun içini merak edip oraya göz attık. İlk raylari 1848’de döşenen, bugünkü binası 1922’de yapılan bu istasyondan yılda yaklaşık 90 milyon yolcu seyahat ediyormuş.

london13_d1_20

london13_d1_21

İlk günün heyecanıyla her yeri görmek istiyorduk. Haritada gözümüze Soho’yu kestirdik. Tekrar nehrin diğer tarafına geçip oraya doğru yürüdük. Cuma günü iş çıkış saati olduğu için caddeler kalabalıklaşmaya başlamıştı. Soho’ya yaklaştıkça her köşe başında görmeye başladığımız klasik İngiliz barlarından taşan insanlar ellerinde biralarıyla kaldırımları mesken edinmişlerdi. İsveç’te pek alışkın olmadığımız bu kalabalık bizi mutlu etti :)

london13_d1_22

london13_d1_12

london13_d1_23
(Rengini çok sevdiğim sarı bir kapı)

london13_d1_24
(Şehir bisikletlerini kendilerine koltuk yapmış, ellerinde biralarıyla boşa pedal çeviren erkekler)

Ayaklarımız ağrıyıncaya kadar yürüyüp, sonra da karnımızı doyuracak bir restoran bulup günü noktaladık. Farkettik ki ilk günden epey yer görüp listemizdeki önemli noktaların bir kısmını yapmışız, fakat Londra’nın merkezinde bile o kadar çok aktivite, o kadar çok hareket var ki, yine de tüm yapılacakları bir kaç güne nasıl sığdıracağız bilemedik. Güzel bir uyku çekip ertesi gün yeni maceralara uyandık..

3 Yorum

  1. Londrayı harika anlatmışsınız fotoğraflar falan ödevimde çok yardımcı oldunuz <3

    Cevap

  2. Merhaba bende gitmek istiyorum acaba london eye için bilet orda mı aldınız yoksa internetten mi? Ve ayrıca internetten alınan biletler güvenli mi?

    Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.