Yazı
0 yorum

İngiltere’de Bir Sahil Kasabası – Southwold

İngiltere’ye taşındıktan bir kaç ay sonra, haftasonları şehrin dışındaki yerleri keşfetmek için araba aldık. O zamandan beri sıkça bir cumartesi ya da pazar günü kendimize bir kasaba veya şehir belirleyip oraya gidiyoruz. Bu haftasonu İngiltere’nin doğu kıyılarında, Suffolk bölgesinde, Cambridge’e yaklaşık 1 saat 45 dakika uzaklıktaki sahil kasabası Southwold’a gittik. Buranın adını çok duymuştum. Barış “Londra’ya gidelim” diye ısrar ederken, 28 derece havada şehir kalabalığına girmek hiç içimden gelmedi. “Londra’ya yağmurlu havada da gideriz (yalan!), şimdi deniz kenarına gidelim” diyerek rotayı Suffolk’a çevirdim.

Southwold, uzun sahili, sarı kumları ve kumsaldaki sıra sıra renkli kulübeleri ile ünlü, 1000 nüfuslu küçük bir kasaba. Verdiği ilk izlenim ve geznin sondaki fikirlerime göre de beklediğimden daha özenli, temiz ve sevimli bir yer. Oraya vardığımızda arabayı kasabanın çeşitli noktalarında bulunan, açık bir alana yapılmış, ücretsiz otoparklardan birine park ettik. Daha sonra yürüyerek deniz kenarına geldik. Bugüne mi özel bir durumdu, yoksa her zaman mı böyle bilmiyorum ama sahil şeridi çok rüzgarlıydı. Hava orada 24-25 derece civarı olmasına rağmen rüzgar beni neredeyse üşüttü. Hem bu sebepten, hem de rüzgardan bulanıklaşmış ve dalgalanmış denizi görünce canım hiç ayaklarımı suya sokmak istemedi. Onun yerine Ekim’le kumlarda oyun oynadık.


(etrafımıza bakınca fark ettik ki herkes rüzgardan korunmak için bir branda açmış onun kuytusunda oturuyordu)

Karnımız açıkınca kasabanın merkezine yürüyüp gözümüze yemek yiyecek bir yer kestirmeye çalıştık. The Swan Hotel‘e ait olan açık avlu dikkatimizi çekince orada yemek yemeye karar verdik. Otelin hem iç kısmı hem de yemekleri çok güzeldi.


(Southwold’un 1890 yılında yapılan, denizden 37m yukarıda, 31m yüksekliğindeki ünlü deniz feneri. Fenerin içindeki 113 basamak spiral merdivenle tepesine çıkılabiliyromuş)

Southwold’daki asıl görmek istediğim yer, ilk hali 1900 yılında inşa edilmiş, daha sonra 2001 yılında tamamen restore edilmiş iskelesiydi. 190m uzunluğundaki bu iskelenin sonuna kadar yürümek yalnızca denize yakınlaşmak veya kıyının müthiş manzarasını izlemek için değil, aynı zamanda üzerinde vakit geçirmek için de çok cezbedici. Çünkü iskelenin üzerinde restoran, cafe, hediyelik eşya dükkanı, Tim Hunkin’in tasarladığı, interaktif makinalarla dolu ‘The Under the Pier Show’, dinlenmek için banklar ve harika bir manzara bulunyor. (İskele için detaylara buradan bakabilirsiniz)


(George Orwell gençliğinin bir kısmını ve otuzlu yaşlarını bu kasabada geçirdiği için iskelenin başındaki büyük duvarı ona ayırmışlar)


(1998 yılında Tim Hunkin and Will Jackson tarafından yapılan ‘su saati’ de iskeledeki ilginç detaylardan biri)

İskeleyi gezdikten sonra tekrar kasabaya yürüdük. Ekim günlerdir dondurma istediği için, ve Barış’la ‘bugün yemesine izin verebiliriz’ diye düşündüğümüz için, daha önce gözümüze güzel görünen Harris & James‘e gittik. Ekim dondurmacıyı görünce sevinçten havalara uçtu :) Böylece hepimiz dondurma yemiş olduk.

İngiltere’nin sıcak yaz günlerinde doğru bir tercih yapıp, Southwold’da çok güzel bir pazar günü geçirdik. Burası hem sahil kasabası olduğu için, hem de sanırım hava mevsim normallerinin üstünde seyrettiği için, bugün bize sanki başka bir ülkede tatildeymişiz hissi verdi. Toplam yaklaşık 4 saatimizi yolda geçirmiş olduk, ama böylece ‘İngiltere’de görmek istediğimiz yerler’ listesindeki bir yeri görmüş olduk ve Southwold’u çok sevdik.

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.