Yazı
0 yorum

Tower Bridge ve Harrods

İkinci gün bulutlu bir sabaha uyandık. Planımız Thames kıyısında yürüyüp Tower Bridge’i görmekti. Kendimize Londra’nın finans bölgesi ‘The City’de bir metro durağı belirleyip, orada inip yürüyüşümüze başladık. ‘Monument’ durağı adını ünlü bir anıttan almıştı. Gökdelenlerin etrafından, ara sokaklardan, alt geçitlerden ilerleyerek Thames’e varmadan önce bu anıtı görmek istedik.

london13_d2_1
(Yürürken içinden geçtiğimiz Leadenhall Market)

london13_d2_2
(Londra Büyük Yangın anıtı)

Büyük Yangın anıtı 1666 yılında çıkan yangının anısına 1671-1677 yılları arasında yapılmış. Bir fırıncının evinde çıkan ve 3 gün süren yangında pek can kaybı olmamasına rağmen, 13.000 ev, 1.7 kilometrekarelik alan hasar görmüş. Tam yangının çıktığı yere bu anıtı inşa etmişler. 311 basamakla anıtın üst katına çıkılabiliyormuş, fakat biz bu seferlik zaman kaybetmek istemedik. Yukarı çıkmak istemememin bir nedeni de anıtın bugün yüksek binaların arasında sıkışıp kalmış olmasıydı. Bu aynı zamanda anıtın tamamının güzel bir fotoğrafını çekmeme de engel oldu, fakat fotoğraflarını görmek isterseniz buraya bakabilirsiniz.

london13_d2_3
(İngiltere’ye özgü kırmızı posta kutuları)

Tower Brigde’e giderken görülmesi gereken yerlerden biri de Tower of London‘dı. 1066 yılında ilk kısmı yapılan bu kale 1100’dan sonra hapishane görevi de görmüş. Londra tarihindeki ünlü mahkumlar, kaçaklar, muhalifler bu kalenin karanlık ve soğuk odalarında cezalandırılmışlar.

london13_d2_4

Londra tarihinde çok önemli bir yeri olan bu kale bugün turistlerin ziyaret ettikleri yerler arasında başı çekiyor. Kalenin çeşitli odaları ve kuleleri ziyaret edilebildiği gibi, zaman zaman yapılan sergiler de epey ilgi çekiyor. 1300’lü yıllardan itibaren bu kalede saklanan Crown Jewels (kraliyet mücevherleri) en popüler sergiler arasında. (Sherlock dizisini izleyenler Jim Moriarty’nin bu sergiye girip en değerli tacın ve asanın bulunduğu bölmeyi kırdığını hatırlayacaklardır).

Kalenin etrafında turlayıp bir kaç fotoğraf çektik, fakat içeriye girmedik. Cumartesi öğlen olmuştu, sıra inanılmaz uzundu, ve daha şehrin keşfedilecek çok yeri vardı. Tereddüt etmeden yürümeye devam ettik.

london13_d2_5

Kalenin yanından Thames’e çıktığımızda biraz ilerideki Tower Bridge‘i gördük. Bence bu köprü Thames’in üzerindeki en güzel köprü. Büyüyen Londra’nın köprü ihtiyacını karşılamak için 1886–1894 yılları arasında inşa edilmiş. İlk rengi kahverengi olan köprü 1977 yılında, Queen Elisabeth’in 25. kraliyet yılı şerefine bugünkü renklerine boyanmış.

Köprüyü ve kulelerini daha yakından görmek istediğimiz için, üzerinden yürüyerek karşı tarafa geçtik. Biraz da Thames’in diğer tarafında yürüdük.

london13_d2_7
(Hay’s Galleria)

london13_d2_8
(Winston Churchill’in Savaş Müzesi afişleri)

Biraz yürüyüşten sonra yine kendimize haritada bir bölge beğenip oraya gitmek için otobüse bindik. Dönüşte uğramak üzere Harrods’ın önünden geçip bir kaç durak sonra inerek Chelsea’ye vardık.

london13_d2_9
(Kings Road’a giden yoldaki güzel binalar)

london13_d2_10
(King’s Road’ın başlangıcı)

Chelsea’nin cafelere ve mağazalara ev sahipliği yapan ünlü caddesi King’s Road’da uzunca yürüdük. Bu arada da mağazalara göz atıp çok az alışveriş yapmayı da ihmal etmedim :)

london13_d2_11

Chelsea dönüşü Harrods‘a gittik. Bu mağaza 8 yaşındayken Londra’ya geldiğimde hafızamda yer eden önemli detaylardan biriydi. O zamanki dünyamda uçsuz bucaksız bir yerdi. Binanın dışında, bir ucunda durduğumda öteki ucunu göremiyordum. Londra’ya giderken en çok merak ettiğim şeylerden biri şuydu; Harrods’ı yine çok büyük mü bulacaktım, yoksa çocukken her şey büyük gözuktüğü için bu sekiz yaşındaki halimin bir yanılgısı mıydı..

london13_d2_12

Mağazanın içinde yaklaşık 3 saat geçirdikten sonra şunu söyleyebilirim ki küçükken kesinlikle yanılmamışım; bu mağaza şu ana kadar gördüğüm mağazalar arasında hala en büyüğüydü. 90.000 m2’lik satış alanıyla Harrods, Avrupa’daki en büyük mağazaymış.

En beğendiğim kısmı giriş katındaki yiyecek, şarküteri, pasta bölümleriydi. Aç olarak bu kısma girmemizse bir hataydı :) Aklımız geri kalan yiyeceklerin tamamında kalarak kendimize bir kaç yiyecek seçip aldık. Bunlarla karnımızı doyurduktan sonra geri kalan katları gezmeye devam ettik. Aklınıza gelebilecek neredeyse her şeyin en lüks markalarının satıldığı bir mağazaydı burası. Sade ve şık ürünlerin yanında çok abartılı, şatafatlı ve ‘arabesk’ sayılabilecek eşyalar, mobilyalar da vardı (Bülent Ersoy evini buradan döşüyor olabilir mesela :) ) Fiyatları çok uçuk mobilyalar, mutfak eşyaları, biblolar da gördük. Satıldığına en inanamadığım ürünler Andy Warhol ve Joan Miró gibi ünlü sanatçıların orijinal tablolarıydı. Londra’ya giden herkesin bu mağazayı da görmesi gerektiğini düşünüyorum.

london13_d2_13
(Harrods civarındaki binalardan bir kaçı)

london13_d2_14
(Londra’da en beğendiğim araba :) )

Harrods sonrası çevredeki sokakları dolaştık. Evlerin güzelliğine hayran kaldık. Bugün çok yürüdüğümüz için ikimiz de çok yorgunduk. Akşam dışarı çıkmak için enerji toplamaya otele dönüp biraz dinlendik. Londra’daki ikinci günümüz de ilki gibi dolu dolu geçti. O akşam yatmadan önce ertesi günün gezi planını da belirledik :)

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.