Yazı
17 yorum

İsveç ve İngiltere Karşılaştırması

Cambridge’e taşınalı 2 buçuk ay oldu bile. İlk haftalar sipariş verdiğimiz eşyaların gelmesi, onların kurulması, kutuların boşaltılmasıyla geçti. Alışma sürecimiz hiç uzun sürmedi, yalnızca her taşınmanın sonunda uğraşılması gereken, elektrik, su, internet bağlatma, sağlık sistemine kayıt olma gibi zorunlu işleri halletmek bir kaç haftamızı aldı. 

Buraya vardığımız ilk andan itibaren her şeyi dikkatlice gözlemledim, İsveç’le karşılaştırmalar yaptım, ve alışkanlıklarımın yerlerini yenileri almadan önce bu gözlemlerimi not ettim. İki ülke arasındaki en önemli gördüğüm farkları daha tecrübelerim tazeyken sizinle paylaşmak istedim.

İngiltere’nin pozitif yanları:

İklim

Yukarda da bahsettiğim gibi, İngiltere hep çok yağmurlu ve serin olarak bilinir. Sanırım bu konuda bizim şanslı olduğumuz nokta İngiltere’nin en kuru şehirlerinden biri olan Cambridge’i seçmemiz oldu. Göteborg’la karşılaştıracak olursak burada hava ortalama bir kaç derece daha sıcak, daha az bulutlu ve daha az yağmurlu. İsveç’te kışları çok üşüyerek geçirirken burada işe her gün bisikletle gidip geliyorum ve üşümüyorum. Bir de Cambridge Göteborg’dan daha güneyde olduğu için kışın günler daha uzun oluyor. İsveç’le ilgili en büyük şikayetimiz kışın karanlığı olduğu için bu konuda az da olsa rahatladık.

İnsan ilişkileri

İngilizler soğuk olarak bilinirler, fakat İsveç’ten gelince bize dünyanın en sıcakkanlı, en arkadaş canlısı insanları gibi geldiler :) Amacım burada İsveçlileri yermek değil ama bu konuda büyük bir fark var. Günlük hayatta, marketten bir şey alırken, trene binerken, bir komşuyla karşılaşınca burada mutlaka küçük bir sohbet yapılıyor. İsveç’te bütün bir günü dışarda geçirip, bir kelime konuşmadan, yalnızca ‘merhaba’, ‘teşekkürler’ gibi 2-3 kelimeyle eve döndüğümüz çok olmuştur. İngilizlerin her durumda araya bir laf atmalarına, espri yapmalarına bayılıyorum. İsveçliler sorarsan yardım ederler, çok da kibardırlar ama bunun dışında herkes etraftaki tüm insanlar sanki yokmuş gibi, onlar birer hayaletmiş gibi yaşarlar. İyi veya kötü davranmalarını kast etmiyorum, sadece etraftaki insanlar sanki yokmuş gibi. Çünkü onların varlıklarını onaylamak, durduk yere bir şeyler söylemek, şakalaşmak, o insanların kişisel alanlarına girmiş olmak gibi hissederler (ya da ben öyle hissettiklerini düşündüm hep). Mesela İsveç’te elinde çok ağır bir eşyayla tramvaya binmeye çalışıyorsan çok az kişi durduk yere, sen sormadan sana yardım teklif eder, çünkü sana karışmak istemezler. Burada ise herkes sen sormadan güler yüzle yardım ediyor. Bu tamamen kültürlere bağlı şeyler, fakat sanırım biz bu tip insan ilişkilerini biraz özlemişiz. Hatta burada neredeyse biz İngilizlere göre yabani kaldık, komşularımızın kapıyı çalıp hoşgeldiniz demelerine epey şaşırdık :)

Dil

Barış çat pat, bense epey akıcı İsveççe konuşuyordum. Yine de İsveççe ileri yaşlarda öğrendiğimiz bir dil olduğu için, günlük hayatta çok fazla pratik yapma şansımız olmadığı için ve de tüm İsveçliler çok iyi seviyede İngilizce konustuğu için, İsveççemiz her zaman İngilizcemizin gölgesinde kaldı. İsveççeyi çok derinlemesine öğrenmediğimiz için de kültürel açıdan bizler de biraz dilin gölgesine kalmış olduk. Ana dilimiz gibi konuştuğumuz bir dilin ülkesinde olmak, günlük hayatta sosyal açıdan her şeyi daha yakından takip etmemize yardımcı oluyor. İngiltere’ye taşınır taşınmaz kendimizi bu ilkeye adapte olmuş hissetmemizin de en büyük sebeplerinden biri bu belki. Tiyatroları, etrafta konuşulanları, televizyon programlarını çok daha rahat anlamak insana kendini daha ait hissettiriyor. Bunun yanında Ekim İsveç’te uluslararası okula gitmesine, hem İngilizce hem İsveççe öğrenmesine rağmen, burada İngilizcesi ana dili olacak ve İngilizceyi köklü olarak kaynağında öğrenecek. Bu da İsveç’le karşılaştırınca sevindiğim noktalardan biri.

Uluslararası Ulaşım

İsveç her ne kadar Avrupa olsa da, kuzey ülkeleri hep his ve kültür olarak bana Avrupa’ya uzak gelmiştir, tabi mesafe olarak da öyle. Belki Stockholm’de işler daha farklı olabilir ama Göteborg’un dünyanın geri kalanıyla bağlantısı çok zayıftı. Özellikle son yıllarda Ryanair Göteborg uçuşlarını azaltınca, Göteborg’dan aktarmasız gidebileceğimiz ülkelerin sayısı da azaldı. Mevcut direk uçuşar için bilet fiyatları da Avrupa’nın diğer ülkelerine göre epey pahalıydı. Şimdi Cambridge’e en yakın havaalanı olan Londra-Stansted Havaalanı’ndan sayısız yere çok daha ucuza direk uçuşlar var. En basiti İstanbul’a gideceğimiz zaman Göteborg’da tek seçeneğimiz THY ile Atatürk Havvalanı iken, şu anda Pegasus’la çok daha ucuza Sabiha Gökçen’e gidebiliyoruz. Hatta sırf Türkiye’de Antalya, İzmir, Bodrum, Dalaman ve İstanbul’a, dünyanın da pek çok yerine direk uçabiliyoruz. Bu bizi çok daha fazla dünyanın ulaşım olarak merkezinde hissettiriyor ve daha gezgin yapıyor.

Pratiklik ve kurallar

Almanya’dan gelen bir insan için İtalya neyse, İngiltere’de bizim için o: kaos, kuralsızlık ve düzensizlik :) Bu gerçekten çok komik bence. Bu kaos ve düzensizliği iyi yanlarını vurgulayarak ele alacağım. İsveç’te her şey ama her şey tanımlıdır. Arabayla yolda kısa süreli park edebileceğiniz yerler, ev kiralama prosedürleri, iş yerinde yemek yeme kuralları, otobüste boş yerlere oturmak, bir kamu kuruluşunda sıra beklemek.. kısacası aklınıza gelebilecek her eylem ya bir kural zinciri ve süreç haritasıyla belirlenmiştir, ya da yazısız kurallarla toplum tarafından benimsenmiş, uygulanıyordur. Bu kuralların ve düzenin dışına çıkmak hayal bile edilemez, hatta ayıplanır. Burada aklınıza çok sert kurallar ve insanlar gelmesin, yalnızca herkes bu düzen akıntısına kapılır ve sen bile bir gün bunun dışına çıkarsan kendi kendine bir yanlışlık olduğunu fark eder tekrar sürüye dönersin. Mesela bankada sıranı beklerken, aslında soracağın bir cümlelik çok kısa soruyu veznedeki kadına yaklaşıp ‘pardon şu şöyle miydi?’ diye sorarsan ayıplanabilirsin, uyarılabilirsin çünkü orada sıranı beklemen gerekiyordur (tamam abartmış olaiblirim ama bu durumu görsem şaşırmam). Veya, sıra sana geldiğinde o kurumda belirlenen tanımlı konular dışında bir şey sorarsan, ‘burada böyle demişsiniz ama benim şurdan gelirim varken parayı ordan alsam, buraya yatırsam, sonra çeksem?’ gibi bir soru örneğin, o koca bankada buna cevap verecek tek bir yetkili bile bulamayabilirsin. İşte İngilizlerin bu gibi konulardaki pratiklikleri ve insiyatif almaları benim gerçekten hoşuma gidiyor. Belirlenmiş bisiklet yolundan değil de kısa bir mesafeyi kaldırımdan mı gitmek zorunda kaldın, kimse seni ayıplamıyor. Bankada sıra dışı bir soru mu sordun, sorduğun görevli sana gereken cevabı bulana kadar her yetkiliyle konuşuyor. Yanlış trene mi bindin, bilet kesen görevli ‘yanlış binmişsin, biletin bu rotaya uygun değil, seni bir sonraki durakta indirmek zorundayım’ demek yerine, seni doğru trene aktarmak için telsiziyle işleri koordine ediyor ve bilet parası için güler yüzle seni bağışlıyor. Bir araba park etmemesi gereken bir yere mi park etmiş, insanlar yanından dikkatlice geçip gidiyor. Yani kısacası insanlar yanlış olanı parmakla göstermek yerine, insiyatif alıp daha pratik çözümler bulmaya çalışıyorlar. Bir de bu başlıkta değinebileceğim bir diğer nokta, İsveç’te bir Ikea perdesinin boyunu kısaltmak 6 hafta (dalga geçmiyorum) sürerken, burada bu tip işler en fazla bir kaç gün sürüyor. Son bir örnek: Ekim’e okul bakarken rastgele bir okulu arayıp ‘kusura bakmayın biz daha önce randevu almadık, şimdi günübirlik Cambridge’deyiz, çok kısa uğrayıp okulu görebilir miyiz?’ diye sorduğumuzda ‘aa tabi, yeterli personel yok ama size kısaca 5-10 dakika okulu gösterebiliriz, buyrun’ dediler. İsveç’te bu olay muhtemelen gerçekleşmezdi ve randevuyu en erken 4 hafta sonrasına falan verirlerdi..

Online alışveriş

İngiltere tam bir online alışveriş cenneti. İsveç’te de çok fazla online alışveriş yapıyorduk, ama siparişlerimizin gelmesi bir kaç gün sürüyordu ve eve teslimat epey pahalıydı. Eve yollamak yerine herkes en yaygın olan yolu seçiyordu; yine belli bir gönderim ücretiyle paketler mahalledeki posta merkezine gidiyordu, ve herkes posta numarasıyla kendisi gidip paketi oradan teslim alıyordu. Burada ise eve gönderim çok ucuz veya ücretsiz. Üstelik de Amazon gibi bir derya deniz elimizin altındayken, Amazon Prime üyeliğiyle bu kategorideki ürünler ertesi gün kapımızda. Evet, taşındığımızdan beri evin eksiği gediğini hep Amazon’dan sipariş verdik. Aynı gün içerisnde kapı çaldı, tuvalet kağıdı askısı geldi, kapı çaldı iki kasa bira geldi, kapı çaldı çöp kovası geldi, kapı çaldı kavanozlar geldi :) Bir kaç aydır Amazon’un en sadık müşterisiyiz ve online alışveriş konusunda çok şımardık. Henüz burada arabamız olmadığı için market alışverişlerini de internetten yapıyoruz :)

Sıra İsveç’in gönlünü almaya geldi.

İsveç’in pozitif yanları:

Hava-Su

İsveç’in havası kesinlikle çok daha temizdi, ve musluk suyu çok daha kaliteli ve lezzetliydi. Cambridge’e ‘havası temiz’ dediklerinde bıyık altından gülüyoruz, çünkü bize göre yoğun trafik saatlerinde egzoz dumanından nefes alınmıyor ve genel olarak da İsveç’te olduğu gibi tertemiz oksijeni hiçbir zaman hissedemiyorsun (belki yazın bu durum değişir). Su konusunda da, burada musluk suyunun içildiğini söylediler, fakat su bize çok kireçli geldi. Çay demliğimiz, kahve makinamız, sürahimiz, her şey kireç tuttu. Kahvenin ve çayın tadı değişti resmen. Bir süre sonra şişe suyu almaya başladık, sonra onun lojistiğiyle uğraşma işini çok gereksiz bulduğumuz için Brita su arıtma sürahisi denedik. Şimdilik memnunuz ama İsveç’in lezzetli ve tertemiz musluk sularını arıyoruz.

İşçilik kalitesi

İsveç’te her iş yüz yıl sürüyordu ama bir yaptıkları şeyi de öyle layığıyla yapıyorlardı ki bir daha çok az bakım onarım gerekiyordu. İsveç’te on sene içinde farklı yıllarda yapılmıs, belki toplam 6-7 evde yaşadık. Hiç bir gün evin bir yeri bozulmadı, suyu akmadı, çatısı çökmedi, elektriği suyu kesilmedi, prizi bozulmadı, kapısı sökülmedi. Sıfır! Hiç bir zaman tamirci çağırdığımızı hatırlamıyorum, inanabiliyor musunuz? Burada 6-7 yıl önce yapılmış, içi epey düzgün, nispeten yeni bir eve taşındık. İlk hafta yulkarı kattan bir yerden salon tavanındaki spot lambaların yanından su damladı (hala bilmiyoruz ne olduğunu), mutfak dolaplarının altındaki süpürgelik olduğu gibi tek parça elimizde kaldı, kombi iki kere bozuldu (hayatımda kombi görmedim İsveç’te. Orada evler merkezi olarak ısınıyordu ve hala bilmiyorum sıcaklığın kaynağının nereden geldiğini), elektrik düğmelerinden birine basınca hep sigorta atıyor, dış kapıyı kilitlemezsek arasından soğuk hava vuruyor, vs. Böyle saçma, gündelik, daha önce hiç yaşamadığımız problemlerle karşılaştık.

Spor ve Beslenme

İsveç’in en taktir ettiğim yanlarından biri belki bu; İsveçliler İngilizlere göre çok daha düzgün besleniyorlar ve çok daha fazla spor yapıyorlar. Görünüşlerinden de bu belli oluyor. İngiltere’de abur cubur, şekerli ve kızarmış besinlerin tüketim miktarı beni epey şaşırttı. Kötü beslenmelerine rağmen İsveçlilere göre çok daha az hareket ediyorlar. Bundan etkilenmeyip, eski alışkanlıklarımızı korumaya gayret ediyoruz.

Ücretsiz eğitim

İsveç’te eğitim kreşten itibaren ücretsizdi (aylık çok cüzi bir miktar ödüyorduk). Burada ise 3 yaşından sonra belli bir miktar devlet yardımı alınabiliyorken, tamamen ücretsiz eğitim 4 yaşından sonra başlıyor. O yüzden biz Ekim’in okuluna, Ekim henüz iki yaşını doldurduğu için İsveç’e kıyasla epey bir miktar para ödüyoruz. Bir de İsveç’te evlere ve okullara ayakkabıyla girilmezken, burada çocukların oynadığı, uyuduğu, emeklediği alanların hepsine ayakkabılarımızla giriyoruz ve bu bana epey garip geliyor.

Bisiklet yolları

Göteborg’da inanılmaz bir bisiklet yolu ağı vardı ve bu ağ normal trafiğin aktığı araç yollarından tamamen bağımsızdı. Burada ise çoğu yerde bisikletler normal araç yolundan gidiyorlar, eğer şanslıysak kenarda otobüslere ve bisikletlere ayrılmış ayrı bir şerit bulunyor. Buraya geldiğimiz ilk günlerde yoldan geçen bisikletlileri ağızım açık, kalp krizi geçirerek, ‘şimdi hepsi ölecek’ diye izliyordum. Şimdi biz de alıştık, düzgün ekipman, kask, reflektör yelek ve bisikletimizde 5-6 tane ayrı yanıp sönen ışıkla biz de otobüslerin arasından salınan bisikletliler güruhuna katıldık.

Nakitsizlik

İsveç’le ilgili en çok özlediğim şeylerden biri bu sanırım. İsveç öyle ‘nakitsiz’ bir toplumdu ki, bir kaç sene önce yenilenen banknotları ve bozuk paraları hiç görmedim, çünkü tüm alışverişlerimi kartla veya Swish uygulamasıyla yapıyordum (bu konuyla ilgili daha önce yazdığım bir yazıya buradan ulaşablirsiniz). Burada ise nakit parayla ödeme çok daha yaygın. Ben hala mümkün olduğunca ‘Apple Pay’ kullanarak nakit paradan uzak duruyorum, ama kasa kuyruklarında beklerken nakit para ile ödeme yapan insanların sayısına bir hayli şaşırıyorum.

Geri Dönüşüm

İngiltere’de geri dönüşüm çok yaygın olarak yapılıyor olmasına rağmen, İsveç’te bu tamamen bambaşka bir seviyedeydi. İsveç’te evimizde biriktirdiğimiz farklı çöp kategorileri: Renkli cam, renksiz cam, metal, kağıt, karton, plastik, kompost, ve geri kalanlar (normal çöp) iken, İngiletere’de yalnızca geri dönüşüm ve normal çöp olarak ikiye ayrılıyor. Bununla da bitmiyor, çünkü İsveç’te pek çok ambalaj geri dönüştürülebilirken burada tükettiğimiz ürünlerin paketlerinde sıkça ‘Şu anda geri dönüştürülmemektedir’ yazısını görüyorum. Basit bir plastik paketin neden dönüştüremediğini de anlamış değilim açıkçası. İngiltere’de insanların geri dönüşüm konusunda İsveç’teki kadar bilinçli olduklarını düşünmüyorum.

***

Sonuç olarak, bu iki gelişmiş ülke arasında bana göre pek çok konuda dağlar kadar fark var. Değişik ülkelerin bu kültürel farklarını gözlemlemek, ve geçtiğim her kültürden kendime uyanı benimsemek çok hoşuma gidiyor. İsveç’liliğimin üzerinde çok sular akmadan bu gözlemleri bir an önce paylaşmaya çalıştım, zira başta garip gelen her şeyi zamanla benimsiyor insan. Eminim bir kaç sene sonra İsveç’ten çok şey yitirmiş, İngiltere’den çok değişik şeyler kazanmış olacağım. Şunu da vurgulamalıyım ki; ‘İngilizler soğuk insanlar’ ve ‘İngiltere’nin havası kötü’ gibi çok duyulan yorumlar tamamen İngiltere’ye nereden bakıldığına bağlı :)

Bu yazıyı Göteborg’da 10 sene yaşayıp, daha sonra Cambridge’e taşınmış ve burada yalnızca bir kaç ay geçirmiş biri olarak, tamamen kendi deneyim ve fikirlerime dayanarak yazdım. Herkesin farklı tecrübeleri ve görüşleri vardır eminim ki. Yorumlarınız, sorularınız veya paylaşmak istediğiniz düşünceleriniz varsa yazının altına yorum bırakabilir, veya her zaman bana ulaşabilirsiniz.

(Photograph © Andrew Dunn, 09 September 2004)

17 Yorum

  1. Merhaba Gizem Hanım,
    Size daha önce bir defa email göndermiştim. Bende İsveç’e taşınmaya çalışıyorum ve iş arıyorum. Bu esnada kolay geçiş olarak master programını denemeye çalışıyorum. İngiltereyi de daha iyi bir dil ve belki de iş amacıyla son birkaç haftadır düşünüyordum. Yazdıklarınız inanın o kadar yararlı oldu ki; emeğinize ve zamanınıza çok teşekkür ederim. Umarım herşey sizin ve aileniz için istediğiniz şekilde sağlıkla olur.

    Saygılar

    Cevap

    • Cok tesekkur ederim! Size de kolayliklar diliyorum, umarim her sey dilediginiz gibi olur. Sevgiler

      Cevap

  2. Her yazdigina katiliyorum Gizem. (4 yildir Ingiltere’de yasiyorum, ilk 3 yilini Brighton’da son yilini Ingiltere’nin kuzeyinde gecirdim)
    Cambridge gibi sehirlerde tahmin ediyorum hava kirliligi sorun olabilir, biz countryside da kucuk bir village de yasadigimiz icin hava kirliligi sorunumuz yok tabi.
    Ben de Norvec’ten (3,5 yil yasadim) UK’ye tasininca ilk isim amazon prime uyeligi almak olmustu :) Hala Amazon hersey icin ilk baktigim adres :)
    Isvec’le ilgili tespitlerin kesinlikle Norvec ile ayni.
    4 yilin sonunda benim Norvec’e dair ozlediklerim
    Hiking and mountains
    Sosyal haklar, calisma kosullari (sick leave, maternity leave etc.) Burda calistigim sirkette de flexible hours, calisma saatleri, tatil vs. ayni ama Ingiltere’de sanirim genel olarak biraz daha yogun calisiliyor. Norvec cok ama cok rahatti :)
    Birde Norvec’in sosyalistligini ozluyorum, kabul etmek gerekir ki Ingiltere oldukca kapitalist bir ulke.

    Ingiltere’de yasamaktan memnun oldugum noktalara gelirsem
    Dil ilk sirada kesinlikle
    Ingilizlerin sicakkanliligi (Norvec’te ayni Isvec gibi idi, cok nazik insanlar olmasina ragmen cok mesefeliler) – Ben Ingilizlere kuzeyin Akdenizlileri diyorum :)
    Iklim kesinlikle cok daha iyi burda (Liverpool da yasamadigimiz surece :) )
    Ve genel olarak gida alisverisinde cok daha fazla secenegin olmasi. Norvec oldukca monopoly idi,supermarketlerde 2 sut markasi, 4 cesit cereal, 5 cesit peynir gibi limitli seceneklerden secim yapmak zorunda kaliyorduk. Organik sebze/meyveye de ulasmak cok zordu orda. Ayrica Norvec’te bir restaurant a gidip yemege servet odemek gerekiyorken (literally :)) burda gayet uygun fiyatlar (gelir seviyasine oranla)

    Cevap

    • Cok tesekkur ederim yorumun icin, benim deginmedigim noktalara deginmissin. Norvec’le Isvec buraya kiyasla kesin birbirinin ayni gibidir. Yiyecek konusu da onemli bir konu. Ben burada hazir yiyecekler konusunda cok mutluyum. Sandovic, salata, dogranmis hazir meyveler vs, surekli her yerde bulunabilen seyler. Cesit olarak da aynen oyle. Ocado diye bir siteden alisveris yapiyoruz, sayfalarca Isvec urunleri de var. Epey rahat ettik o konuda :) Tekrar tesekkur ederim, haberlesmeye devam!

      Cevap

  3. Gizem hanım,kaleminize sağlık.Çok harika bir karşılaştırma yazısı olmuş.Çok aydınlatıcı.İlerleyen zamanda da yaşadıklarınızı,gözlemlerinizi paylaşmanızı temenni ediyorum.Zevkle okuyacağıma eminim.Sevgilerimle,Banu

    Cevap

    • Cok tesekkur ederim :) zamanla baska gozlemlerimi de paylasmaya calisacagim, sevgiler.

      Cevap

  4. İsveç hiç gitmediğim ama takip ettiğim kadarıyla da bir çok özelliğine çok hayran olduğum bir yerdir. (genel bir Nordic hayranlığım olduğu doğrudur:) İsveç’ten taşınacağınızı ilk okuduğumda “insan İsveç’i niye bırakır ki?” diye geçiriştim aklımdan. Ama yeni adresin İngiltere olması her şeyi değiştirdi. Yıllar önce iki sene yaşadım, önce Southampton sonra Londra’da. Benim de Türkiye’de herkese hala hep anlattığım İngilizlerin müthiş konuşkan ve güleryüzlü olmalarıdır. Ben çok güzel anılarla döndüm. (Şu an Ankara’da yaşadığım için Cambridge’in havasının kirli olduğuna inanasım da gelmiyor:) İngiltere’nin havasını, suyunu, kültürel anlamda insanı çıldırtan çeşitliliğini, çeşit çeşit aksanları çok özlüyorum. Yazdıklarınızı ilgiyle takip etmeye devam edeceğim, çünkü artık ennn sevdiğim yerden bildiriyorsunuz. İnanıyorum ki çok mutlu olacaksınız yeni memleketinizde. Tüm ailenize ama en çok da kendi oğluma çok benzettiğim tatlı oğlunuza sevgilerimi yolluyorum.

    Cevap

    • Cok naziksiniz, cok tesekkur ederim mesajiniz icin :) Her zaman bekleriz, oglunuzu operiz.

      Cevap

  5. Yazılarını tekrar okumak yine aynı keyfi verdi Gizemcim :) Her zamanki gibi faydalı ve keyifli bir paylaşım olmuş. Yeni yuvanızda her şey gönlünüzce olsun, sevgiler…

    Cevap

  6. Yüksek lisans için Aberdeen (İskoçya)’da 25 ay kaldım. İskoçlar ve İngilizleri karşılaştırmalı olarak gözlemleme imkanım oldu. İngilizler İskoçlardan bir kaç gömlek üstündü. Bunun nedeni İngilizlerdeki “imparatorluk kültürü”dür. Farklı medeniyetleri yönetmeyi ya da sömürmeyi bilmiş bir millet olmanın verdiği bir zenginliğe sahiptirler. Örneğin bir görevli ile işinizi hallederken içinden belki size küfrediyordur ama nezaketle işinizi halleder. İki kişi ile bir kaç dakika konuşsanız, hangisinin İngiliz, hangisinin İskoç olduğunu davranışından, mentalitesinden anlayabilirsiniz. God saves the Queen. Şaka, şaka.

    Cevap

  7. Her gün sayfanıza bakıyorum yeni yazınız var mı diye.Her seferinde yorumu hak ediyorsunuz ama, ben,içimden geçenleri tam aktaramadığımı düşünerek yazmıyorum.İnşallah yeni yaşamınızda çok mutlu olursunuz.Sizi severek takip ediyorum.Yazıları geciktirmeyin lütfen :)) Sevgiler…

    Cevap

  8. Merhaba Gizem Hanim,
    Detayli karsilastirmaniz icin cok tesekkurler. Gercekten cok yardimci oldu. Sizin durumunuzun tersine, yaklasik 5 yil suren Ingiltere maceramiza son verip, yakin zamanda ailecek, esimin gorevi nedeniyle Isvec’e tasinma hazirligindayiz. Yerlesmeyi planladigimiz sehir Goteborg ve Stockholm gibi sehirlere nispeten cok kucuk. En buyuk kaygimiz su anda Ortaokul seviyesinde olan cocugumuzun okula adaptasyonu.
    Isvec’teki devlet okullarinda Ingilizce egitim seviyesi ne duzeyde biliyor musunuz? International/ozel okullarda cok uzun bekleme sureleri oldugunu duyduk dogru mudur? Butun bunlari tartisip/danisabilecegimiz bir organizasyon biliyor musunuz? Simdiden cevabiniz icin tesekkurler.

    Cevap

    • Merhaba! Ozel (international) okullarin her biriyle ayri ayri konusmaniz gerekiyor diye biliyorum. Ne kadar erken siraya yazdirirsaniz sansiniz o kadar artar. Siraya girmek icin para odemediginiz icin hepsine birden yazdirmanizi tavsiye ederim. Diger okullar icin de, yasadiginiz yere en yakin okul olacaktir muhtemelen tercihiniz. Isvec’te ingilizce dil egitimi ileri seviyede diye biliyorum. Bol sans ve mutluluklar dilerim.

      Cevap

  9. Merhaba Gizem hanım…Öncelikle yeni hayatınızda , yeni ülkenizde sağlıklı ve mutlu günler dilerim. Çok güzel bir yazı olmuş. Bize de böylelikle güzel fikirler veriyorsunuz. Benim kızım 4 yaşında daha önce bahsetmiştim size. Şimdi onu Bahçeşehir koleji anaokulu bölümüne kaydını yaptırdım. Şimdiden günde yarım gün ingilizce yarım gün türkçe eğitim alacak İngiliz öğretmenlerden. Üniversiteyi yurt dışında okumasını istiyorum ve bu yüzden anadili gibi ingilizcesinin olması avantaj olacak onun için. İsveç aşığı bir insanım..Fakat şimdi sana bir soru sorsam ve bir tercih yapmış olsan çocuğun için isveçi mi ingiltereyi mi tercih ederdin. artı ve eksilerini çok güzel yazmışsın. sana göre hangi ülke ağır basar. bunu çok merak ediyorum…İsveçin iklimi dışında sanırım çok fazla dezavantajı yok. ama yine de merak ediyorum…teşekkürler….sevgiyle kal….

    Cevap

    • Merhaba. Sorunun cevabi biraz zor ama sanirim Ingiltere’yi tercih ederdim.

      Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.