Yazı
4 yorum

Budapeşte

Viyana‘dan trenle iki buçuk saatlik yolculuk sonrası Budapeşte’ye vardık ve tatilimizin son 3 gününü bu şehirde geçirdik. Coğrafi ve tarihi yakınlıklarına rağmen komşu ülkelerin birbirlerinde bu kadar farklı olmalarına her zaman şaşırmışımdır. Çek Cumhuriyeti’nden Avusturya’ya geçerken, Avusturya’dan Macaristan’a geçerken trenin penceresinden değişen ülkeler hemen hissediliyor. Binaların mimarileri değişiyor, istasyonların şekilleri değişiyor, hatta boş arazilerin duruşları bile ülkeden ülkeye fark ediyor.

budapeste - 1

Macaristan sınırını geçer geçmez gezimizin Türkiye’ye en çok benzeyen kısmına geldiğimizi fark ettik. Tren istasyonunun çıkışında binmemiz gereken metro istasyonunun asansörü bozuktu, ama yardımsever bir teyze bize başka bir asansörün yerini gösterince bu sorun çözüldü. Metro değiştirdiğimiz başka bir istasyonun ise asansörü olmadığı için bebek arabaları ve valizlerle yürüyen merdivenlere yönlendik :) Yorgun olduğumuz ve işler aksi gittiğinden bize öyle geldiğinden değil, daha sonra konuştuğumuz bir kaç Budapeşteli’nin de bize katıldığı gibi metronun yürüyen merdivenleri inanılmaz derecede hızlıydı. Hayatımızda gerçekten bu kadar hızlı ilerleyen merdivenler görmemiştik. Elimiz ayağımıza dolaştı, bebek arabalarına yardım etmek için önce valizleri yukarı çıkarıp tekrar yanımıza inen Barış ve Nevzat’ı bilet görevlileri durdurup yeniden bilet sorunca çok şaşırdık, fakat sağ salim Airbnb’den kiraladığımız evin yolunu tuttuk.

Budapeşte yazısına olumsuzluklarla başladım fakat olayları kronolojik olarak anlatıyorum. Eve vardığımızda bizi, daha sonra evin temizlikçisi olduğunu öğrendiğimiz genç bir kız karşıladı. Bina çok eski bir binaydı, bakımlı olsaydı çok güzel olabilirdi fakat resmen duvarlar dökülüyordu. Fotoğraflardan çok güzel görünen ev ise yine epey eski ve kirli hissi veren eşyalarla doluydu. Dolaplar, çekmeceler tıklım tıklım eşya doluydu. Daha önce Prag’da kaldığımız evde ve Viyana’daki otelde ayarladığımız gibi bu ev sahibinden de bize iki bebek yatağı ayarlama sözü almıştık. Yatakları kontrol ettiğimizde hazırladıkları park yatakların yalnızca yatak kısımlarının olduğunu ve asıl sünger yatak parçasının olmadığını fark ettik. Temizlikçi kız ev sahibiyle görüşmesi sonucu yalnızca bunları verebileceklerini söyleyince sinirlerimiz gerçekten bozuldu ve onlara bu ev için altı kişilik ücret ödediğimizi ve bebeklerin sağlıklı bir şekilde yatabilecekleri yataklar hazırlama sözü verdiklerini hatırlatmak zorunda kaldık. Kız ikinci bir telefon görüşmesi sonucu yatak almaya çıkacağını ve eğer alabildiyse getirip eve bırakacağını söyledi. Neredeyse akşam olduğundan biz de eşyalarımızı bırakıp yemek yemeye çıktık. Eve geri döndüğümüzde sünger yatakların alınmış olduğunu görünce, o evi arkamızda bırakıp bir otele yerleşme fikrinden vazgeçtik. (ev maceramızın esas kısmı yazının devamında)

Ertesi sabah güzel bir kafe bulup güne başlamak için dışarı çıktık. Kaldığımız evin yeri merkezi olduğu için şehrin turistik yerlerine ve nehir kenarına yürüyerek kolayca gidebiliyorduk. Nevzat kafe ve restoranlardan sorumlu olduğu için internetteki kaynaklarından çok iyi kahveleri olduğu duyumunu aldığı bir kafede aldık soluğu.

budapeste - 3

budapeste - 4

budapeste - 2,

Espresso Embassy‘nin kahveleri o kadar güzeldi ki birer paket de tatil sonrası içmek için kahve çekirdeklerinden satın aldık.

budapeste - 5

budapeste - 6

Kahvelerle kendimize geldikten sonra Chain köprüsünden yürüyerek şehrin Peşte kısmından Buda’ya geçtik.

budapeste - 7

budapeste - 8

budapeste - 9

Buda bölgesindeki kale alanında görmek istediğimiz bir kaç yeri önceden belirlemiştik. Bebekleri yedirmek ve sıcakta biraz dinlenmek için bir kafede küçük bir mola verdikten sonra Budapeşte National Gallery’yi görmek için fünikülerle, ilk günden gözümüze çarpan ve ne olduğunu merak ettiğimiz, tepedeki bu tarihi binanın yanına çıktık.

budapeste - 10

budapeste - 11

budapeste - 12
(fünikülerden indiğimizde bizi karşılayan manzara, şehrin Peşte tarafı)

budapeste - 13

budapeste - 15

Sanat galerisinde sürekli eserlerin yanı sıra geçici Picasso sergisi vardı, ki bu sergi galerinin en güzel kısmıydı. Picasso’nun daha önce orijinallerini görmediğimiz şahane eserlerinden bazılarını görme fırsatı yakaladık ve sanatına bir kez daha hayran olduk. (Galeride de Macaristan’la sınanmamız bitmemiş; Barış resimlere yakından baktığı için, ben kalıcı sergi kısmındaki odalardan birinde konuştuğum için, Özlem ise bileti olmadan tuvalete girmek istediği için çalışanlardan azar yemiştik :) yine de bu bizi sanat aşkından ve galerinin tadını çıkarmaktan alıkoyamadı tabi ki!)

budapeste - 16

budapeste - 17

budapeste - 18

budapeste - 19

İkinci günümüzde tabanlarımız ağrıyana ve sıcaktan son terimizi damlatana kadar gezdik. Geceyi evimizin yakınındaki, masal diyarından fırlamış gibi görünen Parlamento binasının güzelliğiyle kapattık.

budapeste - 20

Eve vardığımızda yatma öncesi ritüellerimizden bebeklerin karnını doyurma, biberonları temizleme, çantaları boşaltıp çöplerden kurtulma ve ertesi sabaha hazırlık yapma gibi bir kaç işimiz vardı. Evdeki çamaşır makinası çok eski ve kirli göründüğü için elimizi bile sürmedik. Benim çamaşır yıkayacağımıza dair yaptığım hesaplamalarla Ekim’in temiz önlüğü ve bizim bir kaç temiz çamaşırımız eksik çıktı. Banyodaki lavaboda sabunla bir kaç tanesini elimde yıkayıp ertesi güne hazır etmeye karar verdim. Bu sırada mutfak lavabosunda biberon yıkama sırasını Özlem’e vermiştim. Bizim odaya yakın olan banyonun lavabosunda çamaşır yıkarken, biraz önce tuvaletten duyduğum seslerin sebebini ve sonucunu hayretler içinde gördüm: tuvalet taşmıştı! Çığlığımla herkesi oraya toparladım, hepimizin sinirleri atmıştı. Vakit gece yarısı olmuştu ve yapacak pek bir şey yoktu. Barış ayaklarına naylon torba geçirip etrafta bulduğumuz çamaşır suyu ve paspasla ortalığı biraz temizledi. Sonra o banyonun kapılarını kapatıp tamamen iptal ettik. Hemen internetten bir otel bulup ertesi gün için bir geceliğine yer ayırttık ve sabah ilk iş eşyaları toplayıp o evden ayrıldık. Bu korkunç evi kiralamak yaptığımız en büyük hatalardan biri olmuştu. Kiracı yorumlarında evin ve ev sahibinin hakkını(!) teslim ettik. Sırf çamaşır yıkayabilmek ve mutfağını kullanabilmek için ev kiraladığımız halde kirliliğinden dolayı ikisini de kullanamadığımız için ve bu durumun hiç bir zaman garantisi olmayacağı için bir daha Airbnb’den ev kiralamamaya, en azından temizliğinin tek kişinin insiyatifine bırakılmayan ve belli bir standartta olduğuna inandığımız otellerle bundan sonraki gezilerimizi sürdürmeye karar verdik.

Üçüncü gün eşya toplayıp otele yerleştikten sonra günün yarısı bitmişti. Kalan yarısında çoğunlukla güzel kafe ve restoranlarda, şehri sindirerek, ağırdan alarak, keyif çıkararak zaman geçirdik. Bugün yaptığımız en güzel şey nehirdeki tekne turu oldu. Budapeşte’ye gidecekler bunu mutlaka listelerinin en başına koymalılar. Gün batımından önce bindiğimiz turu tamamladığımızda akşam olmuştu. Böylece şehrin hem gündüzünün hem gecesinin harika manzarasını görme fırsatı bulduk. Bu tekne turuyla Budapeşte’nin güzel bir şehir olduğu yönündeki fikrimize noktayı koymuş olduk.

budapeste - 21

budapeste - 22

budapeste - 23

budapeste - 24

budapeste - 25

Budapeşte kısmı elde olmayan sebeplerle gezimizin en maceralı ve yorucu kısmı oldu. Yine de bunların hiç biri Budapeşte’yi sevmemize engel olamadı :) Sonuç olarak görmeyi merakla beklediğim iki şehir olan Prag ve Budapeşte arasında sanırım şehir olarak Budapeşte’yi daha çok beğendim. Bunun en büyük nedenlerinden biri bana şehrin daha yayılmış ve ferah gelmesi oldu. Viyana’ya diyecek hiç bir lafım yok; her zaman Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri olarak listemin başlarında yer alıyor.

4 Yorum

  1. Kötü airbnb deneyiminize üzüldüm. Biz şimdiye kadar baya fazla airbnb denedik çeşitli ülkelerde ve hep memnun kaldık. Sizin ki biraz talihsiz olmuş. Özellikle ratinglere çok iyi bakmak gerekiyor evin özelliklerinin yanında.
    Budapeşte’de de 7 ay 2009-2010 arasında yaşadım. Biraz fazla eski püskü görünür Viyana ve Prag’a göre ama aynı oranda da yaşanmışlık hissi fazla olduğundan güzel bir his verir. İnsanları ise Avrupa’nın en gudubetleri arasında ilk 3’tedir bence :)
    Sevgiler

    Cevap

    • Benzer fikirleri paylastigimiza sevindim :) kisa sure de olsa orada yasamak eglenceli olmali. Sevgiler!

      Cevap

  2. Merhaba :) Çok güzel anlatmışsınız. Tatil ajandam için güzel notlar aldım yazınızdan.. Biz de bu ayın sonunda 2 yaşındaki kızımızla birlikte Budapeşte ve Viyana tatili planlıyoruz. Kızım hala tavuk, patates, köfte ve pilav dışındaki yemekleri (sebzelerin tamamını püre olarak yiyor) :( Hatta tatil vb durumlarda hala kavanoz mamalarından sebzeli olanları imdadıma yetişiyor. Rondomu yanıma almayı düşünüyorum, marketten de sebze meyve alıp yapmayı planlıyorum. Viyana’da kalacağımız yer de apartment olarak kiraladık sırf bu yüzden.. Umarım sonu hüsran olmaz..
    Siz yemek konusunda nasıl bir yol izlediniz bebeğinizle?

    Cevap

    • Merhaba, cok sevindim yazdiklarimdan faydalanmaniza :) bebeklerle tatilde en zor kisim yemek isini cozmek sanirim. Biz de ara ara kavanoz yemeklerle idare ettik. Prag’da kaldigimiz evde corba gibi yemekler yapabilmistim marketten yiyecek satin alip ama Budapeste’de mumkun olmadi. Bazen disardan aldigimiz tuzsuz, Ekim’e uygun icerikteki sandoviclerden de yedirdim. Belki bazi restoranlarin cocuk menusu de isinizi gorur, 2 yasinda oldugu icin Ekim’e gore daha fazla yiyecek secenegi olabilir saniyorum. Bir de kiraladiginiz evin sahibine bir sorun, bazi evlerde mutfak gerecleri de bulunuyor, yaninizda tasimaniza gerek olmayabilir. Iyi gezmeler simdiden, sevgiler!

      Cevap

Bir Cevap Yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.