Yazı
2 yorum

Makedonya – 2.Gün

Ohrid’de güzel ve sıcak bir güne uyandık. Yeniden valizlere yerleÅŸip eÅŸyaları minibüse yükledikten sonra göl kenarına yürüdük. Ohrid‘in bir göl olduÄŸuna ikna olmam zor oldu. Uzaklarda gölü çepeçevre saran daÄŸları seçemesem, buranın bir deniz olduÄŸundan kesinlikle emindim :)

42 bin nüfuslu bu küçük ÅŸehir bana akdenizdeki sahil kasabalarını anımsattı. Su kenarı boyunca kafeler, barlar, kuru yemiÅŸ satılan tezgahlar, balık tutan insanlar vardı. Ohrid, Makedonya’nın sekizinci büyük ÅŸehri (yani bir hayli küçük) olmasına raÄŸmen, tarihinin çok zengin olması ve 365 tane kilise barındırmasıyla Balkanların kutsal toprakları olarak anılıyor.

makedonya2_15
(Ohrid’in 1.yüzyıldaki önemli entellektüellerinden, Kiril yazısı ve Glagol alfabesinin oluÅŸumunda katkıları bulunan Saint Clement heykelinin bulunduÄŸu büyük park)

makedonya2_16

Sabah yürüyüşünden sonra şehrin en eski restoranlarından birinde hem kahvaltı hem öğle yemeği niyetine bu bölgenin ünlü balık çorbasından yedik. Sarımsak ezmesi ve limonla servis edilen bu çorba gölde yetişen balıklardan yapılıyor.

Öğle sıcağı bastırmadan Ohrid’in tarih dolu tepelerine tırmanmaya baÅŸladık. DaÄŸ yamacındaki patika yolda gölgeden gölgeye atlayarak, kısa molalarla manzaranın tadını çıkararak ilk önce Saint John kilisesine vardık.

makedonya2_11
(Kaneo sahilindeki Saint John kilisesi)

makedonya2_12

makedonya2_13

Bu kilisenin bahçesindeki duvarın üzerinde kendimize gölge bir yer bulmuÅŸ dinlenirken yamaçtan meczup görünümlü bir adamın indiÄŸini ve bize doÄŸru yürüdüğünü gördük. Makedonca bir ÅŸeyler konuÅŸtular Nikola’yla. Daha sonra adam ingilizce olarak kendini tanıttı, isminin Slavic olduÄŸunu söyledi. Bize Ohrid’in tarihini anlatmaya baÅŸladı. Ä°ngilizcesi çok düzgün ve akıcı, kurduÄŸu cümleler çok derin ve felsefikti. Uzun bir giriÅŸten sonra durup, sorumuz olup olmadığını sordu. Sorularımızı çok detaylı ve düzgün bir ÅŸekilde cevapladı.

Eski bir pantolonu kesip kendine ÅŸort yapmış, önü açık kısa kollu bir gömlekle gezen, sandaletli, saçları dağınık bu adamın bize ayak üstü küçük bir tarih ve felsefe konferansı vermiÅŸ olması beni çok ÅŸaşırttı. Neredeyse bir saat sohbet ettiÄŸimiz Ohridli bu adamın, filozof olduÄŸunu, Sırbistan’da okuduktan sonra yedi sene bisikletle avrupayı gezdiÄŸini, beÅŸ dili ana dili gibi konuÅŸabildiÄŸini, ve ÅŸu an Ohrid’deki rehberlere yardım ettiÄŸini, çoÄŸu rehberin bu bilgilerini ondan öğrendiklerini mini konferans sonrası karşılaÅŸtığımız baÅŸka bir rehberden öğrendik.

makedonya2_06
(Saint Panteleimon kilisesi‘nin bulunduÄŸu PlaoÅ¡nik yamacı)

Oradan ayrılıp yamaç boyunca yürümeye devam ettik ve PlaoÅ¡nik’e vardık. Buranın en önemli eseri ÅŸu an kalıntıları bulunan, Saint Clement’in kurduÄŸu okul. Mozaiklerle döşeli yerlerde bir kaç eski duvar kalıntısı kalmış. Makedonya devleti burayı yeniden yapılandırıp Ohrid Ãœniversitesi kurmayı planlıyorlarmış. Åžu an bir kısmı inÅŸaat halinde olan bu yer, ilerde eÅŸsiz manzarası olan bir üniversiteye ev sahipliÄŸi yapıyor olabilir.

makedonya2_08

makedonya2_07

makedonya2_09

makedonya2_10

Tepenin diğer tarafından tekrar şehre inerken balkonları çiçek dolu bir mahalle, demleme çay satılan kafeler, tarihi evler ve bugün konserlerin yapıldığı bir antik tiyatroyla karşılaştık.

Åžehirde kısa bir mola verip minibüsümüze atladık ve Ohrid gölünün baÅŸka kıyılarına doÄŸru yola çıktık. Minibüs’e her bindiÄŸimizde olduÄŸu gibi Aleksander dışındaki herkesin sıcaktan ve yorgunluktan baÅŸları düştü. 20 dakikalık yolculuktan sonra iki büyük göl arasında kalan Galicica Milli Parkı’nın Ohrid kıyısına vardık.

makedonya2_04
(Göle dökülen St.Naum pınarının kaynağı)

Patikaları takip edip biraz tepelik bir yerde St. Naum manastırıyla karşılaştık. Bahçesi tavus kuşu dolu olan bu manastır yüksek dağların uçsuz bucaksız gölle birleştiği mükemmel güzellikte bir manzaraya sahipti. Yafen fotoğraf çekmek için tavus kuşlarının peşinden koşarken, biz gölge bir yerde dinlenip gölü izledik.

makedonya2_05

makedonya2_01

makedonya2_02

Bu bölgeyi de gezmeyi bitirince göl kenarındaki restoranlardan birinde yemek yedik. Makedonya yemekleri Türk yemeklerine çok benzediği için yediğim her şey beni çok mutlu etti. Özellikle de ortaya getirdikleri börek ve beyaz peynir dolu tabağı görünce oradan ayrılmam çok zor oldu.

makedonya2_03

AkÅŸam üstü Ãœsküp’e doÄŸru yola çıktık. Bitola’ya uÄŸrayıp Nikola’nın ailesini gördük. Bizim için hazırladıkları sofra kaçınılmaz olduÄŸu için aç olmadığımız halde tüm yemeklerin tadına baktık :) Yorgunluktan ve tokluktan bitap bir ÅŸekilde gece Ãœsküp’e vardık. Bu ÅŸehri gezmeyi de ertesi akÅŸamki Göteborg uçağımızdan öncesine bıraktık.

2 Yorum

  1. bu kadar kucuk bir sehri bu kadar ayrintili ve guzel anlatan senden baskabiri yoktur. ellerine saglik sayende oralarada gitmis olduk.siz hep gezin ve sonra sen onlari bize anlattt..

    Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.