Yazı
3 yorum

Makedonya – 1.Gün

Bir süredir yeni şeyler yazmadım buraya, çünkü aklım hep Türkiye’deydi. Ne ilginç şeyler yapabildim, ne de gündem dışında bir şeylerle ilgilenebildim. Aylar öncesinden planladığımız Makedonya gezisi bana yeniden gezi yazısı paylaşma hevesi verdi.

Jordanka ve Nikola ailelerini ziyaret etmek için bir haftalığına Makedonya’ya gitmeye karar vermişlerdi, bizi de davet ettiler. Bu cazip teklife hayır diyemedik ve orada olacakları son bir kaç güne katılıp Göteborg’a beraber döndük. Son anda Yafen de bize takınca seyahatimiz daha da renklendi.

Üsküp’e vardığımız gece bizi havaalanında Jordanka ve kardeşi Aleksander karşıladı. Geç saatte eve vardığımızda Jordanka’nın anne ve babası yatmayıp bizi beklemiş, üstelik de aç yatmayalım diye bize börek, yoğurt, meyve ve sarmanın bulunduğu çok güzel bir sofra kurmuşlardı. Böylece Makedonya’nın Türkiye’ye çok benzediğini hayretle farketmem eve gittiğimiz an başladı.

Ertesi sabah Aleksander önceden kiraladığı minübüsle beraber bizi almaya geldi ve  gezimiz başladı. Bugün için planımız Stobi’de şarap tatmak, Bitola’da Nikola’yla buluşup, orayı gezip akşam da hep beraber Ohrid’e varmaktı. 

Aleksander Stobi şaraplarının ana ofisinde çalıştığı için bize bu sürprizi hazırlamıştı. Üsküp’ten sonra 1 saatlik araba yolculuğuyla şarap üretim yerine vardık. Oradaki bir görevli bize eşlik ederek şarap mahzenini gezdirdi ve Stobi‘de üretilen şaraplar hakkında bilgi verdi.

makedonya_02

makedonya_07

Mahzeni gezip şaraplarla ilgili bilgi aldıktan sonra restoran kısmına geçip peynir eşliğinde şarap tadımına başladık. İki beyaz, iki sarı olmak üzere dörder kadeh şarap içtik (Aleksander araba kullanacağı için birer yudum içebildi). Sanırım çok sıcak bir günde şarap tadımı yaptığımız için en beğendiğimiz şarap, soğuk servis edilen, Rkatsiteli üzümüyle yapılan beyaz şarap oldu.

makedonya_01
(Stobi’de bulunan ilk madeni paranın sembolü; iki nehrin birleştiği noktayı simgeliyor)

makedonya_06
(Makedonya’da sıkça rastladığımız, Stobi şaraplarının amblemi olan, bahçedeki tavus kuşlarından biri)

Bitola’ya doğru yola çıktığımız an, şarabın etkisiyle Barış anında uyumaya başladı, biz kızlar da bağıra çağıra şarkı söylemeye başladık. Aleksander bu işkenceyi yarı yola kadar, şarabın etkisi azalmaya başlayıncaya kadar çekmek zorunda kaldı :)

Bitola‘ya öğle vaktinde vardık, güneş tam tepedeydi, hava gölge olmayan bir yerde durdurmayacak kadar sıcaktı. Şehir merkezindeki meydana yakın bir yere minibüsü park ettik ve Nikola’yla buluşacağımız yere yürüdük.

makedonya_05

Türkçe isminin ‘Manastır’ olduğunu öğrendiğim bu şehir, Makedonya’nın Türkiye’ye en çok benzeyen, Türk etkilerinin en çok görüldüğü şehriymiş. Atatürk’ün buradaki Manastır Askerî İdadisi’nde okumuş olması ve Bitola 530 yıl Osmanlı idaresindeyken, Rumeli vilayetinin ileri gelen şehirlerinden biri olması da Türk etkisinin sebeplerinden.

makedonya_10

Manolya Meydanı’nda Nikola’yla buluşup, Bitola’nın en ünlü sokağı olan ‘Şirok Sokak‘ boyunca yürüdük. Bu sokakta gördüğüm evler, insanlar, kafeler, mağazalar şaşırtıcı derecede Türkiye hissi verdi bana. Belki Türkiye’den Bitola’ya gitmiş olsaydım daha çok aradaki farklara dikkat ederdim, fakat Türk kültüründen çok uzak bir yerden gidince hep ortak noktalar dikkatimi çekti.

makedonya_04

makedonya_09

makedonya_08
(Her yıl çocuk sanat festivali ‘Small Montmartre of Bitola‘nın yapıldığı yer)

Gezip yorulup sıcaktan bunalınca, Göteborg’a geldiği zaman tanıştığımız Jordanka’nın kuzeni Maria’yı görmek için çalıştığı kafeye gidip birer buzlu kahve içip dinlendik. Sonrasında yine Göteborg’a geldiklerinde tanıştığımız Nikola’nın ablası ve eniştesinin fotoğraf stüdyosuna uğradık, onları da görmüş olduk.

Ekibi tekrar toparladıktan sonra Bitola’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden olan Heraclea Lyncestis‘e gittik.

makedonya_17

Heraclea milattan önce 4.yüzyıl ortalarında Büyük İskender’in babası, Makedon kralı II. Philip tarafından bulunmuş. Helenistik çağda coğrafi açıdan çok stratejik bir noktada bulunan şehir Roma İmparatoğlu’nun eline geçince politik önemini yitirmiş.

makedonya_14

Bu büyüleyici antik kentteki kalntılar Roma hamamı, kilise, vaftizhane, sütunlar, mozayikler ve antik tiyatrodan oluşuyor. Bu tiyatro günümüzde yaz konserleri ve tiyatro gösterileri için kullanılıyor.

makedonya_13

makedonya_11

makedonya_12
(2.yüzyıldan trajedi maske)

Heraclea’dan ayrıldıktan sonra şehir merkezine döndük. Güneş etkisini biraz kaybetmiş, Şirok Sokak daha kalabalıklaşmaya başlamıştı. Sokağın sonundaki Bitola Müzesi’nin hala açık olduğunu görünce orayı da gezmek istedim. Özellikle merak ettiğim kısım Atatürk’e ayrılmış olan bölümdü. Bu büyük salonda Atatürk’ün Bitola’da o yıllardaki okul anıları, mektuplar, cumhuriyetin ilk yıllarından fotoğraflar ve bazı kişisel eşyaları sergileniyordu. Ziyaretçiler için koydukları anı defterine ben de bir şeyler yazdım. Bitola Müzesi ile ilgili detayları buradan, Atatürk bölümüyle ilgili detayları da buradan okuyabilirsiniz.

makedonya_15

Şehir merkezinde yemek yedikten sonra yeniden yola koyulup gece Ohrid’e vardık. Burada Aleksander’ın bizim için ayarladığı pansiyona yerleşip son enerjimizle göl kenarında kısa bir yürüyüş yaptık. Ohrid’in heyecanlı tarihini ve görmek için can attığımız sahillerini keşfetmeyi ertesi güne bıraktık.

3 Yorum

  1. Müzedeki Atatürk Bölümü çok gurur verici ve ne kadar başarılıymış hep tam not görünüyor dersleri :) Bir de dikkat çekiyor oldukça temiz bir ülke, sokaklar ne güzel tertemiz görünüyor :)

    Cevap

  2. Çok başarılı, derli toplu, iyi resimlerle tamamlanmış bir yazı. Pekçok blogta kötü resimler ve dağınık içerikler oluyor. Blog tutulacağı zaman biraz daha ciddiyetle yaklaşılsa böyle güzel sonuçlar alınır. Dedelerimiz Makedonya’dan göçmüşler. Araştırmalar yapıyordum, karşıma çıktı. Güzel bir gezi yazısı olmuş. Tebrik ederim.

    Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.