Yazı
2 yorum

Singapur Seyahatimiz

Kasım ayının üç haftasını Singapur’da geçirdik. Hem Singapur’u çok sevdiğimiz ve merak ettiğimiz için, hem de İsveç’in soğuğundan uzaklaşıp biraz ısınmak için geçirdiğimiz bu uzun süre bize çok iyi geldi. Orada Airbnb’den kiraladığımız bir evde kaldık (Budapeşte gezimizden sonra bir daha Airbnb’den ev kiralamamaya karar vermiştik, fakat Singapur’daki ev birine ait değil, bir şirkete aitti, ve otel gibi haftada iki kere çarşafları, havluları değiştirip evi temizliyorlardı). Otel odası yerine üç hafta evde kaldığımız için çok rahat ettik.

Gitmeden önce Singapur’a epey çalışmıştık. Barış tüm bölgeleri, haritaları, görülmesi gereken yerleri iyice öğrenmişti, ben de Ekim’le gidilecek yerler ve yapılacak aktiviteler listesi çıkarmıştım. O yüzden her günümüz dolu dolu geçti. Kendi ilgi alanımızdaki yerler ve aktivitelerin yanına her gün bir tane de Ekim için oyun grupları, oyun parkları, su parkları gibi bir plan ekledik. Böylece bizimle gezerken sıkılmamış, kendisine göre aktiviteler de yapmış oldu.

Singapur, Malezya’nın en güney ucunda, nüfusu 5.5 milyona yakın olan bir ada ülkesi ve şehir devleti. Ülkede Çinli, Malezyalı, Hintli, Endonezyalı, Filipinli gibi farklı etnik gruplardan insanlar bir arada yaşıyor. İstatistiklere bakılcak olursa ülkede yaşayan nüfusun %43’ü farklı bir ülkede doğmuş, %39’u ise Singapur vatandaşı değil. Ülkenin dört resmi dili var; İngilizce, Çincenin bir çeşidi olan Mandarin, Malezyalıların konuştuğu dil olan Malay ve Hint dillerinden biri olan Tamil. Bu sebeple metrolarda, uyarı yazılarında, günlük hayatta toplumda her şey bu dört dilde birden yazılıyor. Bu kadar farklı toplumdan insan bir arada yaşadığı için bir çok farklı dini ibadet yeri görmek de mümkün. Bir sokakta bir Çin tapınağının biraz uzağında bir cami, ona yakın bir yerde Hint veya Budist tapınağı olması çok normal. Açıkçası Singapur’da benim en çok şaşırdığım ve taktir ettiğim şey bu oldu; böyle farklı kültür ve etnik kökenden gelmiş insanın bu kadar düzen, saygı ve uyum içinde beraber yaşamaları.

Önceleri Malezya’nın bir parçası olan, daha sonra bir ara Japonya’nın işgal ettiği, sonra İngiliz sömürgesi olan Singapur 1965 yılında tam bağımsız cumhuriyet statüsüne kavuşmuş. Bu açıdan bakacak olursak ülke çok genç bir ülke, ve bu kadar kısa sürede sıfırdan eğitimde, ekonomide ve kültürel açıdan dünyanın en iyi ülkelerinden biri haline gelmiş.


(Asya Uygarlıkları Müzesi)


(Kanal kenarındaki ünlü Fullerton Oteli)


(Kanal turu yapan tekneler)


(1929 yılında açılan Elgin Köprüsü)


(Hepsinin her katının kafe ve restoran olarak hizmet verdiği Boat Quay’deki eski Singapur evleri)


(Cavenagh veya bilnen adıyla Edinburg Köprüsü)


(Parlamento binası)

Singapur tropikal iklime sahip olduğu için tüm yıl boyunca mevsimler hep aynı; hava 32 derece civarı, çok nemli ve ara ara sağnak yağmurlu. Bu özellik ülkenin eksilerinden biri olarak bahsediliyor, fakat İsveç’te yılın çoğu günü üşüyen biri olarak ben bunu artı olarak görüyorum. Evden çıkarken üzerine bir ceket almamak, parmak arası terliklerle şehirde dolaşmak bizim için bir lüks sayılır :) Hava böyle olunca sıcaktan ve yağmurdan korunmak için çok fazla kapalı mekan (alışveriş merkezleri) var. Neredeyse tüm metro istasyonları büyük bir alışveriş merkezine bağlanıyor. Bizim kaldığımız rezidanstan metroya direk bağlantı da olduğu için bazı zamanlar hiç dışarıya çıkmadan evden çıkıp metroyla seyahat edip bir alışveriş merkezine gidip market alışverişi yapıp geri eve döndüğümüz oluyordu.

Singapur’un en ünlü caddelerinden biri olan 2.2 kilometrelik Orchard caddesinde pek çok pahalı markanın mağazalarının yanı sıra çok sayıda alışveriş merkezleri de bulunuyor. O yüzden burası yürüyüş yapmak için ve havanın ani değişimlerinde sığınacak yer bulabilmek için ideal bir cadde.


(Pahalı mağazalarıyla ünlü Orchard caddesi)


(Orchard’daki Noel süslemeleri)


(2.2 kilometrelik Orchard bulvarının geniş kaldırımları)

Singapur’da farklı etnik kökenlerden insanların yoğunlukta yaşadığı ve daha çok kültürlerine ait mağazaların, restoranların bulunduğu bölgeler var. Little India da bunlardan biri (bir diğeri de Chinatown). Biz de yarım günümüzü Little India’da geçirdik. Sokaklarındaki mağazalarının çoğu altın mücevher dükkanları olan bu bölgenin bir de Mustafa Center adında çok ünlü bir alışveriş merkezi var. 8 katlı bu merkezin içi daha çok bir pasajı andırıyor. Elektronikten şekerlemeye içeride yok yok, ve en ilginci de mağaza 24 saat açık :)


(Hint kültürünün yoğun olduğu Little India bölgesi)


(Little India’da bir Hint festivali olan Deepavali süslemeleri)


(Little India’nın altın mücevher dükkanlarıyla dolu sokakları)

Singapur’un en sevdiğim özelliklerinden biri -İsveç’in aksine- dışarıda yemek yemenin çok erişilebilir ve çeşitli olmasıydı. Ben hayatımda hiç bir ülkede bu kadar restoran ve kafeyi bir arada görmemiştim. Biz Chinatown bölgesinde kalıyorduk, merkezi bir yer olduğu için etrafta bir sürü yemek yerleri vardı, fakat yaptığımız basit bir hesapla evimizden 15 dk yürüme mesafesi dairesi içinde kalan alanda belki bin tane restoran vardı. Bu kadar fazla restoran olunca, zaten farklı kültürde insanın bir arada yaşadığı yerde çeşitlilik de çok artıyor.

Hawker Center denilen, açık alanda üstü kapalı, yan yana onlarca küçük yemek dükkanın bir arada olduğu, ve orta alanda ortak masaların bulunduğu yemek merkezleri Singapur’un yemek kültürünün en güzel kısımlarından biriydi. İçeriye ancak iki kişinin sığacağı büyüklükteki büfe tipi yemek yerlerinden istediğiniz yemeği alıp, bir Singapur alışlanlığı olarak yemeğinizi satın alırken paket mendilinizle yer tuttuğunuz ortadaki masalara oturup yemeğinizi yiyorsunuz. Böylece herkes istediği yerden istediği yemeği alıp beraberce oturabiliyor. Hemen hemen her bölgede bir tane bulunan Hawker Center’lar olabilecek en ucuz yemek seçeneklerine sahip. Yemekten sonra ellerinizi yıkayabilmeniz için de hepsinde mutlaka sıra sıra lavabolar bulunuyor. Bu merkezler öğlenleri iş arasında hızlıca yemek yemek isteyenler, turistler ve yerliler arasında oldukça populer. Hatta öyle ki, 2016’da iki noodle restoranı Michelin yıldızıyla ödüllendirilmişler.


(Restoran ve gece klüpleriyle dolu, cece hayatının çok hareketli olduğu Clarke Quay bölgesi)

Singapur’da hem Asya kültürüne ait, hem de bilim, sanat ve teknolojiyle ilgili onlarca ilginç müze bulunuyor. Ziyaret ettiğim ülkelerde en sevdiğim aktivitelerden biri müze gezmek olduğu halde, Singapur’da Ekim’in aktivitelerini ön planda tuttuğum için görmek istediğim müzelerin hepsini gezemedim. Gezdiklerim arasında en sevdiğim, Singapur bienali kapsamındaki çalışmaların sergilendiği Singapur Sanat Müzesi (SAM) oldu. Hatta neredeyse eserlerinden çok binanın kendisini sevdim.


(Sanat müzesinin yer mozaikleri)


(Sanat müzesinin iç avlusu)


(İç avluya bakan koridorları)

Singapur sıcak olmasının yanı sıra dünyada iki özelliğiyle daha tanınıyor; çok temiz olması ve cezalar ülkesi olması. Temiz olmasıyla ilgili şunu söyleyebilirim; dünyada gördüğüm en temiz yer olan Tokyo ile yarışır. Devlet ülkenin ‘temizlenmiş bir ülke’ olmasını değil ‘gerçekten temiz bir ülke’ olmasını istiyor ve bu sebeple bu bilinci arttırmak için posterlerle, videolarla ‘Singapur’u temiz tutma’ projeleri yürütüyor. Metro istasyonları, sokaklar, restoranlar gerçekten çok temiz. Biz de turist olarak şehrin ne kadar temiz tutulduğuna şahit olduk, ve gezdiğimiz yerlerde bunun rahatlığını yaşadık.

Bir de bu ülkenin yasakları ve ağır cezaları ünlü. Örneğin sakız satmak, yere tükürmek, trafik ışıklarını beklemeden karşıya geçmek, ağır bir kokusu olan Durian meyvesiyle toplu taşıma araçlarına binmek, ortak kullanım alanlarındaki tuvaletlerin sifonunu çekmemek, yere çöp atmak, kuşları beslemek gibi şeylerin ağır para cezaları, hatta duruma göre bir kaç aylık hapis cezaları olabiliyor.

Bizim için Singapur’un en güzel yanlarından biri aile ve çocuk için yapacak pek çok aktivitenin kolayca erişilebilir olması ve şehrin ve toplu taşıma araçlarının bebek arabasıyla gezmeye çok uygun olmasıydı. Her gün bebek arabasıyla dışarı çıkıp farklı yerlere gittik, her gün en az bir öğünü dışarda yedik, buna rağmen şehir içi seyahatte ve restoran kafelerde bebek koltuğu bulma konusunda zorluk yaşamadık. İnternette kısa bir araştırma sonucunda Ekim’le yapacak onlarca şey buldum. Bazı günler günlük bir ücret karşılığında girilen kapalı oyun alanlarına, bazı günler kreşlerin açık oyun saatlerine, bazı günler sayısız su parklarından bir kaçına gittik. Özellikle hava çok elverişli olduğu için, yemek yediğimiz restoranların önündeki çim alanlardan sokak arasındaki parklara, herhangi bir yer tereddütsüz, yalın ayak oyun alanımız haline geldi.

Şimdi geriye dönüp baktığımda en güzel hatırladığım şey -sıcak havadan sonra- kesinlikle insanlardı. Ben bu kadar kibar ve güler yüzlü insanı hiç bir arada görmemiştim. Bir ara ‘bu insanlar neden bize bu kadar iyi davranıyor’ diye bile düşündük. Kısa örnekler verecek olursam; Ekim’in mercimek çorbasını bitirmediği bir Lübnan restoranında, Ekim’in kalanını evde yeme umuduyla çorbayı paket etmelerini rica ettik. Hesabı ödeyip çıkarken paketi getirdiler ve kalanı paket etmek yerine bize taze çorba koyduklarını söylediler. Bir akşamüstü Ekim bebek arabasında uyurken yolumuz bir alt geçide düştü. Alt geçidin başından, diğer uçta bir sokak müzisyeninin müzik yaptığını fark edince Barış’la ‘acaba Ekim uyanır mı’ düşüncesiyle duraksadık. Bunu fark etmesi imkansız olduğunu düşündüğümüz müzisyen müziği durdurdu ve gülümseyerek eliyle ‘geçebilirsiniz’ işareti yaptı. Son gün kaldığımız rezidanstan ayrılırken kapı görevlisine veda ettik ve valizlerimizle, taksi çevirmek için ara yoldaki taksi bekleme alnına yöneldik. Bizi gören kapı görevlisi gelip bir araba rezerve edip etmediğimizi sordu. Biz hayır diyince ‘ben de ana yola çıkayım, oradan daha çok taksi geçer, bu sokağa yönlendireyim’ dedi ve ana yola koşup canla başla geçen taksileri ara sokağa sokmaya çalıştı. Bunlar hatırlayabildiğim örneklerden bazılarıydı. Her gün dışarda, metroda, restoranlarda, mağazalarda bu inceliğin ve iyiliğin o kadar çok örnekleriyle karşılaştık ki, şaşırmadan edemedik.

Biz Singapur’u çok ama çok sevdik. Bu yazıyı yazarken oradaki günlerimizi özlediğimi fark ettim. Bu yazıda farklı zamanlarda farklı yerlerde çektiğim fotoğrafları bir araya getirip genel olarak Singapur’dan bahsetmek istedim. Önümüzdeki günlerde Singapur’un eğlence adası olan Sentosa ve en güzel yerlerinde biri olan Bay Area ile ilgili iki ayrı yazı daha yayınlayacağım.

2 Yorum

  1. Sevgili Gizoş,
    Sen artık Gizem oldun; ama bizim yanımızda hep “Gizoş” sun!Yazını büyük bir beğeniyle ve yer yer gözlerim yaşararak okudum.İki nedenle; birincisi çok güzel analiz etmişsin; 2. si bizim ülkemizin acınası hali!
    Seni kutluyorum ve seninle, Barış’la gurur duyuyorum!
    Senin nezdinde, tüm dostlara iyi yıllar diliyor; yavruyu içtenlikle öpüyorum!
    Sado amcan!

    Cevap

    • Cok mutlu oldum yorumunuza Sadrettin amcacigim :) cok tesekkur ediyoruz, ve hepinizi ozlemle opuyoruz!

      Cevap

Bir Cevap Yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.