Yazı
10 yorum

Çıralı – Yavuz Hotel

Bu seneki tatilimin son iki haftasını Türkiye’de geçirdim. Elvin’le beraber, bir hafta önceden İstanbul’dan arabayla yola çıkıp Ege kıyılarından Antalya’ya varan babam ve Aynur’un yanına gittik. Babamlar bizi havaalanından aldıktan sonra önceden kararlaştırdığımız gibi Çıralı’ya gittik.

Çıralı Antalya’nın güneybatısında Kemer’e bağlı, yaklaşık 1000 nüfuslu, en çok Likya Yolu, Olimpos ve Yanartaş ile bilinen bir köy. 3 kilometrelik plajı, ağaçların arasına saklı pansiyonları, tarihi, doğası ve sessiz sakinliğiyle harika bir yer.

Dayımın yıllar önce keşfettiği ve babamların her sene gittiği Yavuz Hotel‘de odalarımız beş günlüğüne bizi bekliyordu. Otele vardığımız zaman otelin sahipleri Münevver Hanım ve Ahmet Bey bizi karşıladılar. Sabah erkenden vardığımız için, odalarımız hazır olana kadar bahçede kahvaltının tadını çıkardık. İlk anda bile özlediğim ve ihtiyaç duyduğum tatilin tam olarak böyle bir şey olduğuna karar verdim :)

Tatilimiz hepimizin sevdiği gibi, dinlenerek, yüzerek ve kitap okuyarak geçti. Günlerimiz sabahları saat 9’da Münevver Hanım’ın bazen enfes böreklerle, keklerle, bazen de simitle, kurabiyeyle zenginleştirdiği harika kahvaltılarla başlıyordu. Bahçedeki ağaçların altında, kahvaltı masamızda, kuş sesleri ve sabahın hafif serinliğiyle ancak uyanıyorduk. Kahvaltılarda en çok İsveç’teyken özlediğim şeylerden yiyip içtim; karpuz, peyaz peynir, börek ve bahçeden toplanmış taze adaçayı.

Oranın yerlisi olan Münevver Hanım ve Ahmet Bey uzun yıllardır bu oteli işletiyorlarmış. Her sene yılın belli zamanlarında aynı konukları ağırladıkları ve konuklar en az bir kaç hafta kaldıkları için herkesle aile gibi olmuşlardı. Bizim dışımızda iki Türk aile ve Almanya’dan, Hollanda’dan çalışmalarını sakin bir ortamda yapmak isteyen, tek başlarına gelen araştırmacılar, ya da orta yaşlı çifler vardı. Bahçede sabah kahvaltılarında, ya da öğleden sonraları hamaklarda görüşüp sohbet ettiğimiz bu konuklardan en çok aklımızda yer eden 17 senedir her yaz buraya gelen Hollanda’lı Johan ve eşiydi. İkisi de son derece özenli, bakımlı ve nazik insanlardı. Ahmet Bey’in anlattığına göre, çok uzun boylu olan Johan her sabah, kahvaltısını almaya giderken, olgunlaşmaya başlayıp dalından sarkan bir nara kafasını çarpıyormuş. Bir sabah Ahmet Bey erkenden bu narın üzerine “Good Morning Johan” (ing. “Günaydın Johan”) yazmış. Kafasını çarpınca bu yazıyı gören Johan çok eğlenmiş :) Her sabah gördüğümüz bu nar ve üzerindeki not tatilimizin en eğlenceli detaylarından biriydi.

Her sabah, kahvaltıdan sonra deniz kenarına gittik. Otele 100 metre uzaklıkta olan plaja gitmek için kısa bir taşlık yoldan geçmemiz yeterliydi. Buradan hemen sonra bir çok restoranın olduğu geniş bir alan ve plaj başlıyordu.

Yılın bu zamanlarında yazlık yerlerde hava harika oluyor. Çıralı’da da hem yazın sıcağı ve kalabalığı gitmiş, hem de deniz suyu tam sevdiğimiz gibi biraz soğumuştu. Bu güneş bize yüzüp güneşlenmek için fazlasıyla yettiği için Temmuz ve Ağustos aylarında buranın sıcağına nasıl dayanılır tahmin bile edemedik.

Plaj çok geniş ve uzun, manzara ise inanılmazdı. Güneşlenirken izlediğim denizin manzarasından çok, yüzerken seyrettiğim dağlar beni mest etti. Her gün “Dağlar ne kadar güzel!” diyip durdum. Dağları bu kadar sevmiş olmama, İsveç’te fazla yüksek dağların olmaması da sebep tabi :)

Tatilimizle ilgili bir başka detay da etrafta sürü halinde dolaşan, bir zamanlar sahipleri olduğu her hallerinden belli olan köpeklerdi. Bu köpekleri, artık istemediklerine kadar veren sahipleri her yazın sonunda buralarda bırakıp giderlermiş. Herkesin verdiği yemek ve suyla beslenen bu köpekler birbirleriyle arkadaş olmuş, kimseyi rahatsız etmeden etrafta geziniyorlardı. İnsanlara bakışlarındaki sahiplerini arar hava herkes gibi bizi de çok üzdü.

Plajda güneşlenerek, kitap okuyarak ve yüzerek geçirdiğimiz bir kaç saatin ardından, sıcak bastırınca otelimizin bahçesine dönüp, ağaçların gölgesinde vakit geçiriyorduk. Bahçedeki favori yerimiz ‘köşk’ dedikleri, tahtadan yapılmış ve yerden yükseltilmiş minderli yerdi. Öğleden sonraları otelimizin köye çıkılan diğer tarafındaki, Münevver Hanım’ın kız kardeşi ve onun ailesinin işlettiği restorandan gözleme, ayran, zeytin yağlı yemekler alıp bu köşkte yiyorduk :)


(Bahçede dolaşan tavuklar) :)

Akşam üzeri yeniden deniz kıyısına inip, bu sefer bambaşka bir havaya bürünen manzaranın ve gün batımının keyfini çıkarıyorduk. Hem sabahları hem de akşam üzerleri, bir deniz aşığı olarak yüzebildiğim kadar çok yüzdüm :) Bu günleri daha sonraları çok arayacağımı biliyordum.

İkinci deniz sefamızdan sonra, her akşam farklı yerlerde yediğimiz akşam yemeğimize gitmeden hamaklarda biraz dinleniyorduk(!). Dinlenme kelimesinin anlamı ve kullanımı bu tatil süresince epey değişti. Sürekli dinlenme halinde olsak da, yemeklerden önce, denize girmeden, şezlongdan köşke, masadan hamağa geçerken “biraz dinlenelim” diye oyalanıyorduk :)

Her tatil gibi bu tatil de çabucak bitti. Son akşamımızda, deniz kenarındaki çok güzel bir restoranda balık yedik, bir sonraki sene yapacağımız tatillerden ve gelecek planlarımızdan konuştuk. Beş gün de olsa hepimiz çok dinlenmiş ve yenilenmiş hissediyorduk. Bu senenin Antalya’da başlattığım deniz-güneş tatilini yine Antalya’da bitirmiş oldum.

Ertesi sabah erkenden Yavuz Hotel’den ayrılırken, Ahmet Bey bize her akşam bahçede kokusuna doyamadığımız melisadan bir dal koparıp yetiştirmemiz için toprağı ve suyuyla birlite hediye etmişti. Gelecek yıl için melisanın durumunu bildirmek ve tatilimize kaldığımız yerden devam etmek üzere odalarımızı ayırttık bile :) Tatilimizin güzel geçmesinde payları büyük olan Münevver Hanım’a ve Ahmet Bey’e de yeniden çok teşekkür ederiz!

10 Yorum

  1. Nefis akıcı çok başarılı bir yazı nefis resimler sana imrendim gıpta ettim yani senin gibi yazmak isterdim başarılar çok güzel günler geçirmişsiniz sevgiler başarılar sevgili Gizem hanım.:)

    Cevap

    • Çok teşekkür ederim Ramazan Bey, çok naziksiniz.

      Sevgiler,
      Gizem

      Cevap

  2. yaaa.. :(( ne güzelmiss-ti.. (gizemcim bir gece babanla dağa -çıralı- tırmanışınız !! eksik kalmıs :) ) bu arada fotograflar cok cok güzel olmus..

    Cevap

    • :) Yanartaş maceramızı ve Olimpos’u birlikte ayrı bir postta yazmaya karar verdim, çok yakında gelecek o da :)

      Cevap

  3. Yavrucum Çıralı çok güzeldi ama en güzeli bu tatili birlikte geçirmemizdi.

    Cevap

  4. Gizemciğim,
    Ne güzel yazmışsın, resimler de harika, gitmiş gibi oldum.
    Biz de Şeker Bayramında Çıralı’ya yakın bir yerde, Ulupınar Şelale Restoran’da yemek yedik. Acaba aynı tarihte birbirimize bu kadar yakınmıydık.

    Cevap

    • Biliyorum orayi, biz de onunden gecmistik :) 2 hafta once oradaydik biz, siz bizden once gitmissiniz ama cok yakinmisiz gercekten de. Yazimi begendiginize de cok sevindim, Sevgiler..

      Cevap

  5. Yavuz Pansiyon benim de favorimdir. Tatilinizi o kadar güzel anlatmışsınız ki hem Çıralı hem Yavuz Pansiyon burnumda tüttü:)

    Cevap

    • Merhaba, sizin yorumunuzu okuyunca yaziyi yeniden açıp okudum, inanin benim de burnumda tuttu oralar. Bu yil eylul sonunda yine gitmeyi planliyorum, belki orada karsilasiriz :)
      Sevgiler..

      Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.