Yazı
2 yorum

Düğün Öncesi Antalya

Geçtiğimiz hafta Barış’ın kız kardeşi Zeynep ve nişanlısı Bekir’in düğünü için bir kaç günlüğüne Antalya’ya gittik. Düğün için, gezeceğimiz için, tanımadığım insanlarla tanışacağım için ve de tatil yapacağım için çok heyecanlıydım. Biz Barış’ın ailesinden ve Zeynep’lerden iki gün önce gittik Antalya’ya. Düğünün yapılacağı otel olan Adonis Otel’e yerleştik. Vardığımızda gece olduğu için denize girme heyecanımı ertesi sabaha saklamak zorunda kaldım.
Ben valiz hazırlarken Barış benimle “Tatile değil, düğüne gidiyoruz” diye dalga geçse de valizi güneş kremleri, parmak arası terlikler, havlular ve bikiniyle doldurdum.

Ertesi günü çok iyi planlamamız gerekiyordu çünkü Barış’a takım elbise ve ayakkabı da olmak üzere almamız gereken bir sürü şey vardı. Sabah erkenden uyanıp kahvaltı ettik. Oradan da direk denize :) Otel falezlerde olduğu için kumsalı yoktu. Havuz kenarından denize doğru inen bir merdiven, hatta bir de asansör (alttaki fotoğraftaki yüksek beton yapı) yapmışlardı. Denize girmeyi kolaylaştırmak ve güneşlenmek için aşağıya büyük bir iskele kurmuşlardı. Ben iskelelerden denize girmeyi severim; hem denize girmek kuma ve çakıllara göre daha kolay gelir, hem de kumlar her yere bulaşmadığı için daha temiz gelir -kumsalın güzelliği ayrı, ona da hayır demem tabi ki :)-

Merdivenden aşağı inip, denize en yakın olan şezlonglara uzanıp bir süre güneşlendik. Güneş etkisini göstermeye başlayınca da denize girdik. Yazın sımsıcak olan Antalya denizi henüz tam ısınmamıştı, su ilk girerken buz gibi geldi ama bir süre sonra alıştık. Denizde yüzerken ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Kendimi ait olduğum bir yere geri dönmüşüm gibi hissettim.

Deniz sonrası duş ve öğle yemeğinin ardından yola koyulduk. İkimiz de Antalya’yı pek bilmiyoruz, ama aradığımız her şeyi Migros alışveriş merkezinde bulabileceğimizi ve oraya da otobüsle gidebileceğimizi öğrendik. Orada bir kaç iş hallettikten sonra İsveç’teki yakın arkadaşımız Ahmet’in anne ve babasıyla buluştuk. Onlar Antalya’lı oldukları biz oraya gitmişken hem onlarla görüşmek, hem de Ahmet’in istediği bir kaç şeyi onlardan almak için buluşmak istedik. Hep beraber Konyaaltı’na gittik, kahve içip sohbet ettik. Ben tabi ki dayanamayıp yalınayak gezdim yine kumlarda, ayaklarımı suya soktum. Güneş bir süreliğine bulutların arkasında kaldığı için hava biraz serinledi, ama deniz kenarında olmak çok iyi geldi.

Nalan tezye ve Mustafa amca bize arabayla Antalya’nın tek başımıza olsak bulup göremeyeceğimiz yerlerini gezdirdiler. Falezlerde güzel fotoğraflar çektik.

Gezimizden sonra bizi kalan işlerimizi bitirmemiz için şehre bıraktılar. Şehir merkezinde en sevdiğim yer Üçkapılar oldu. Burası M.S. 130 yılında Roma imparatoru Hadrianus’un Antalya’yı ziyareti sırasında ona hitaben yapılmış. Şehri çevreleyen surlar üzerindeki bu anıtsal yapı şehir merkezine çok etkileyici bir hava katmış.

Şehirde bir ayakkabıcı görünce, yan tarafındaki dikişi açılan ayakkbımı diktirmek için içeri girdik. Ayakkabıcı ve eşiyle sohbet edip fotoğraflar çektik. Bizim fotoğraf çekmeye meraklı olduğumuzu görünce, ayakkabıcı dikiş makinasıyla poz verebileceğimi söyledi, biz de bu fırsatı kaçırmadık :)

Bütün gün gezip işlerimizi yoluna koyduktan sonra otele dönüp güzel bir şarap-balık ziyafeti çektik. Düğün amacıyla Antalya’ya gelmiş olsak da, şehirde gezerken, alışveriş yaparken ve denize girerken de çok eğlendik. Tabi ki asıl eğlence kına gecesi ve düğündü, onlarla ilgili yazımı da daha sonra yayınlayacağım.

2 Yorum

    • :) tesekkurler minoo..
      ayakkabici cok tatliydi ya, karisi da vardi dukkanda. sohbet ettik ne guzel. manavgat’lilarmis, “biz ayni okuldaydik, orda tanistik” dediler. sonra da “zaten manavgat’ta bir tane okul vardi” diyip gulduler :) cok ozlemisiz boyle carsida pazarda insanlarla konusmayi :)

      Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.