Yazı
3 yorum

Ä°stanbul’dan Notlar-1

Ä°stanbul notlarımı ancak Göteborg’a döndükten sonra yazabiliyorum. Bunun en büyük nedeni Ä°stanbul’da zamanın çok hızlı geçmiÅŸ olması ve benim orada hep bir koÅŸturmaca içinde olmam. Buna bir de Ä°stanbul’da hava deÄŸiÅŸiminden dolayı hasta olup iki gün yatmamı eklersek, kalan günlerimde sadece yoÄŸun bir ÅŸekilde gezdim. FotoÄŸrafları ancak buraya gelip dinlendikten sonra toparlayıp düzenleyebildim. İstanbul tatilimi bölümlere ayırıp yazmak istedim, çünkü çok fazla paylaÅŸmak istediÄŸim fotoÄŸraf var, bunlardan bahsederken daldan dala atlamak istemedim. Onun için de ilk notlarımda Galata ve Pera gezimden bahsedeceÄŸim.

Ä°stanbul’a gitmeden önce, Pera Müzesi‘nde ‘Frida Kahlo ve Diego Rivera sergisi olacağını duymuÅŸtum. Sergi 23 Aralık 2010 – 20 Mart 2011 tarihleri arasında olduÄŸundan bu sergiyi görme fırsatını kaçırmak istemedim, planları da ona göre yaptım. Elvin ve babamın eÅŸi Aynur da bu sergiyi görmek için can atıyorlardı. Elvin’in dersinin olmadığı bir gün, Aynur da iÅŸten izin aldı, hep birlikte BeyoÄŸlu’na geçtik. Sergi öncesi Galata’ya uÄŸradık. Galata’da her zaman gittiÄŸimiz Konak Cafe‘de harika bir manzaraya karşı kahvaltı yaptık.

Konak Cafe’nin giriÅŸini çok seviyorum. Dar bir kapıdan giriliyor, bu kapı yukardaki manzara hakkında en ufak bir ip ucu vermiyor. Uzun dar merdivenlerden üç kat çıktıktan sonra terasa ulaşıyorsunuz. Bu kafenin iç kısmının dekorasyonunu da seviyorum, soÄŸuk günlerde içerde oturmak da ayrı keyifli oluyor.

Konak Cafe hemen Galata Kulesi’nin altında. Hem Galata Kulesi manzarası harika, hem de deniz manzarası. Aralık ayında hava Ä°stanbul’da ÅŸaşırtıcı derecede sıcak olduÄŸu için (ki bu beni endiÅŸelendiriyor), terasta oturduk ve manzaranın tadını çıkardık.

Yukarıdaki fotoÄŸraf saÄŸ tarafımızdaki manzaraydı. FotoÄŸrafta BoÄŸaziçi Köprüsü’nü, karşıda Çamlıca Tepesi’ni bir çok küçük detayı ve Ä°stanbul Modern Müzesi’ni (kırmızı dikdörtgen binalar) görmek mümkün.

Ön taraftaki manzaraysa tarihi yarım ada manzarasıydı. Bu fotoÄŸrafta da Topkapı Sarayı’nı görmek mümkün. Bu terasta oturup etrafı izlediÄŸimde Ä°stanbul’u ne kadar çok sevdiÄŸimi farkediyorum. Göteborg’da en çok özlediÄŸim ÅŸeyler arasında bu manzara. Sanırım Ä°stanbul’un güzelliÄŸi bu; ÅŸehre ne kadar kızarsan kız, bir ÅŸekilde gönlünü alıyor Ä°stanbul bu tabloyla. Kıyının kıvrımlarını, vapurları, kuleleri, camileri izlediÄŸinde unutuyor insan Ä°stanbul’a kızdığını.

Ä°stanbul’a bu geliÅŸim vize sorunları yüzünden kısa olduÄŸu için çok pratik ve yoÄŸun planlar yapmak zorunda kaldım. Zamanımız kısıtlı olduÄŸu için manzara keyfini çok uzatamadan, kahvaltıdan sonra Pera’ya doÄŸru yola koyulduk.

Yaklaşık 40 eserden oluÅŸan bu koleksiyon Jacques ve Natasha Gelman’a ait. Koleksyoncu çift yaÅŸamlarının bir kısmını Meksika’da geçirmiÅŸler. Burada Frida ve Diego ile tanışmışlar. Gelman çiftinin Frida ve Diego’nun ünü üzerindeki etkileri yadsınamaz. Koleksiyonda Frida ve Diego’nun resmettiÄŸi Natasha Gelman’ı da görmek mümkün. Koleksiyon bu zamana kadar Meksika’nın dışına az sayıda çıkmış. Aynı zamanda bu koleksiyondan önce de Türkiye’ye Frida ve Diego eserleri gelmemiÅŸ.

 

 

 

 

 

 

Bu iki portre de Frida Kahlo’ya ait. Otoportre tuval üzerine yaÄŸlıboya ve 1941 yılına ait. Diego’nun portresini ise 1937 yılında yapmış, o da masonit üzerine yaÄŸlıboya. Buraya koyduÄŸum resimleri müzede ben çektim, o yüzden resim kalitesi çok yüksek görünmüyor.

Pera Müzesi’nin blogunda sergi ile ilgili bilgilere yer vermiÅŸler, dileyen buradan takip edebilir. Bir de sergiyle ilgili daha önce Ntv’de yayınlanmış bir videoya denk geldim, bu video da bir fikir verebilir serginin nasıl olduÄŸuyla ilgili.

Müzedeki bir baÅŸka sergi ise ‘Çarlık Rusyası’ndan Sahneler’di. Bu sergi de müzenin 4.ve 5. katlarında yer alıyordu ve Rus devlet müzesi koleksyonundan 19. yüzyıl Rus klasiklerinden eserleri kapsıyordu. Bu serginin ilk resminin de fotoÄŸrafını çektim ve bir fikir vermesi açısından buraya koymak istedim.

Boğaz manzarasıyla, Beyoğluyla, Galatayla ve sanatla dolu çok güzel bir gün geçirdik. Bu gelişimde tüm bunları bir güne sığdırmak zorunda kaldım ama en azından hepsini yapabildiğim için çok mutluyum.

3 Yorum

  1. Çok güzel. Beni neden çağırmadınız? Bilsem gelirdim. Bu arada ben hemen her ay Pera müzesine gitmek zorundayımdır. Çünkü Enfeksiyon Hastalıkları DerneÄŸinin aylık bilimsel toplantıları Pera Müzesi’nin konferans salonunda yapılır. Ama nadiren sergileri gezerim, çünkü toplantıya ancak yetiÅŸir, meslektaÅŸlarla hoÅŸbeÅŸ eder, sonra da konferansa geçeriz. Ä°ÅŸte Ä°stanbul böyledir. En yakınındaki bir deÄŸeri görememektir. Bu nedenle “Kahpe ÅŸehir” de derler. DiÄŸer yandan sürekli motivasyon verir, “daha çok çalışmalısın”, “bak çalışmak ne keyifli” diye fısıldar. Bu nedenle “sen ey güzeller güzeli kavgamızın ÅŸehri” de deriz.

    Cevap

    • Gelebilme ihtimalin olduÄŸunu düşünemedik hiç, bilsek kesin çağırırdık. Bizim de biraz koÅŸtur koÅŸtur geçti ama yine de çok güzeldi. Böyle iÅŸ güç olmadan turist gibi gezince çok güzel Ä°stanbul, ama ben de orada çalışıyor olsaydım bu keyifi sıkça çıkarabilir miydim bilmiyorum. Arada bir gidip gelerek maksimum güzelliklerini alacağım artık Ä°stanbul’un..

      Cevap

  2. bu durumda, Vedat Türkali’nin “bekle bizi istanbul” ÅŸiiri iyi gider.

    Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.