Yazı
1 Yorum

İstanbul’dan Notlar-3

İstanbul notlarımdan sonuncusu bu. Koşturmaktan çok fazla fotoğraf çekemediğimi farkettim, ama en önemli şeyleri fotoğraflamışım yine de. İstanbul notlarımın en eğlenceli kişisine geldi sıra!

Ayşegül 14 aylık, ailemizin en küçük üyesi, Önder (dayım) ve Burcu’nun minik kızları. Ayşegül’ün doğumunda Göteborg’da olduğum için bu anı kaçırdım, ama daha sonraki her İstanbul ziyaretimde Ayşegülle görüşemediğim zamanı kapatmak için çok çaba sarfettim. Ayşegül’e her seferinde kendimi yeniden tanıtıp sevdirmem gerekiyor ama bu gidişimde epey mesafe katettim. Artık ‘Gizem nerde?’ diye sorulduğunda beni gösteriyor :) Ayşegülle gezmeye bile gittik bu sefer.

Önder ve Burcu, geçen yaz evlenen Ezgi ve Tuğrul’un evlerine ziyarete gitmek istiyorlardı. Ezgi benim en yakın arkadaşlarımdan biri olduğu için bensiz olmazdı bu ziyaret. O yüzden bu gelişimin önceden planlanmış en önemi olaylarından biriydi bu ev gezmesi. Cumartesi günü hep birlikte Ezgilere gittik. Ezgi ve annesi çok güzel pastalar hazırlamışlardı. Hepimizin ilgi odağı tabi ki Ayşegül’dü.

Ayşegül Ezgi’nin oyuncak kedisi ve oyuncak bebeğiyle de çok iyi anlaştı. Daha sonra bize mandalina soyup dağıttı. Bu arada oyuncaklar, yerler ve koltuklar biraz pasta kırıntısı ve mandalina suyu oldu ama sanırım Ezgi Ayşegül’e tav olduğundan fazla kızmadı :)

Ezgilerden sonra yürüyerek anneannemlere gittik. Yolda Ayşegül Elvinle benim ellerimizden tutarak yürüdü. Karşıdan karşıya geçerken kucağımıza aldığımız Ayşegül yere iner inmez elimizden tutmadan yürümüyordu. Üç kuzen güzel bir yürüyüş yaptık :) (Yürüyüş fotoğrafımızın kalitesi çok iyi değil ama bu güzel anı görmenizi çok istedim).

Akşam anneannemlerde Burcu’nun doğum gününü kutladık. Orada da ister istemez ilgi Burcu’dan çok Ayşegül’deydi. Mumları da ikisi birlikte üflediler. Daha sonraki karelerde Ayşegül pastaya eliyle dalıp her yerine çikolata bulaştırdı. Tüm gün birlikte olduğumuz, gezmeye gittiğimiz ve onunla oynadığımız için Ayşegül çok mutluydu, günün sonunda enerjisi hala tükenmemişti.

İstanbul’a gittiğim zaman yapmadan dönmeyeceğim şeylerden biri de Bağdat Caddesi’ne uğramak. Bu alışkanlığın nedenlerinden biri arkadaşlarımın çoğunun İstanbul’un anadolu yakasında oturuyor olmaları ve bizim de evimiz Bağdat Caddesi’ne yakın olduğu için, akşam arkadaşlarımızla buluştuğumuzda rahatça gidip yemek yiyebileceğimiz, yürüyüş yapabileceğimiz yerin de orası olması.

Caddeye her gittiğimde bir yerler kapanmış ve yerlerine yeni yerler açılmış oluyor. Bu seferki keşfim de ‘Kitchenette’ idi. Ezgi ve Şefkatle caddede buluştuk, nerede yesek diye bakınırken Kitchenette’i gördük ve orada yemeye kadar verdik.

Ben Barış’ın Göteborg’dan ‘Çok ye!’ direktifleri üzerine kocaman bir hamburger siparişi verdim. Koca bir porsiyon yediğimi Barış’a kanıtlamak için de hamburgerimle fotoğraf çektirdim :)

İstanbul notlarım 2010 yılından bu kadar. 2011 yılında Türkiye’ye daha sık gitmeyi planlıyorum, hem de yalnızca İstanbul’a değil, Antalya’ya, Adana’ya ve Gaziantep’e de gitmek istiyorum.

1 Yorum

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.