Yazı
2 yorum

Olimpos ve Yanartaş

Bu seneki son tatilimin amacı bol bol dinlenmek de olsa, çevredeki ilginç bir kaç yeri de gezmeden edemedik. Çıralı’nın yanıbaşındaki Olimpos mutlaka görülmesi gereken yerlerden biriydi. Bir gün akşam üzeri yürüyerek o uzun sahilin batısındaki Olimpos’a gittik.

Antik Likya bölgesindeki Olimpos kenti, doğusundan akdenize açılan Akçay ile ikiye bölünüyor. Kentin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmiyor ama o zamanlarda basıldığına inanılan sikkelerin M.Ö. 170’lerden kaldığına inanılıyor. Dağların arasında, küçük bir açıklıkltan kıyı içine doğru uzayan kent bu özelliğiyle her ne kadar dış tehditlerden korunuyor da olsa, Olimpos M.Ö. 80 yılında korsanların eline geçiyor. Daha sonra Roma donanmasının bu korsanları yenmesiyle, kent Roma İmparatorluğu’na dahil oluyor.

M.S. 7. yüzyıldaki Arap saldırıları yüzünden bu dönemle ilgili çok fazla bilgi bulunamıyor. Haçlı seferleri sırasında Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin saldırısına uğrayan şehirde o zamanlar mevcut yapıların yerleşim yeri olarak kullanıldığı biliniyor. 15. yüzyılda, Fatih Devri’nde Osmanlı topraklarına katılan Olimpos hiç bir zaman kalıcı bir Türk yerleşkesi olmamış. 2000 yılından beri de bu kentin yer altında kalan mirasının ortaya çıkarılmasını ve korunmasını amaçlayan çalışmalar devam ediyor.

Sahilden iç kısıma doğru yürüyünce hemen derenin dibinde antik kent başlıyor. Kıyıdan bakınca tahmin edilemeyen, dağlarla çok korunaklı, su kaynakları bol olan çok güzel bir yere kurulmuş Olimpos. Kentin bu güne kalan kalıntıları arasında binalar dışında bir kaç tane de kaya mezarları var. Bu kaya mezarları 1990 yılında başlatılan kurtarma kazıları sonucunda ortaya çıkmış. M.S. 2. yüzyılda korsanların tahrip ettikleri bu mezarlar, M.S. 5. yüzyılda ikinci kez kullanılmışlar. Geçmişte korsanların ganimet bulma amacıyla kırdıkları mezarların en önemli bilgileri taşıdıkları yazıtlarının çoğu bu gün kırılmış durumda. Yine de arkeolojik çalışmalarla bu yazıların bir kısmı tamamlanmış. Oradaki bilgilendirme tablosunda yazan, mezarın sağ tarafındaki dört satırlık yazıt şu şekilde:

“Son limana girdi demirlendi gemi, çıkmamak üzere
çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık;
ışık taşıyan şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemos
oraya gömüldü gün misal kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi…”

Bu antik güzel kent bizi çok etkiledi. Her zaman yaptığım gibi “Acaba buralarda kimler yürüyüp, kimler yaşamıştı” diye o zamanları hayal etmeye çalıştım. Bir kent kumak için mükemmel bir yer olan bu dağların yamacında ben bu gün yaşamayı çok isterdim :)

Olimpos’tan ayrılıp kıyı şeridinden otelimize doğru yürüdük. Güneş batmış, kalan bu ince aydınlıkla da çoktan durulan deniz harika görünüyordu. Kendimi bu tatil süresince çok huzurlu hissettiğim ve bu huzurun farkında olduğum bir çok andan biriydi o an da.

Akşam yemeğinden sonra görmek istediğimiz bir başka yer olan Yanartaş‘a doğru yola koyulduk. Daha önce hiç görmediğimiz Yanartaş için herkes ‘oraya çıkmak çok zordur, ekipmanınız ve rehberiniz yoksa çıkamazsınız, düşer kolunuzu bacağınızı kırarsınız’ dediyse de, spor ayakkabılarımız ve otelimizden ödünç aldığımız fenerle arabaya atlayıp o dağın eteğine gittik.

Oraya vardığımızda, dağdan inenlerin yüzünden okunan yorgunluğu ve ettikleri şikayetleri duyan Elvin’le aynur çıkmaktan vazgeçip bizi beklemek üzere bir piknik masasına oturdular. Babamla ben, elimizde tek fener ve su şişelerimizle tırmanmaya koyulduk. Tepeye kadar yer yerbasamak gibi olan taşlardan tırmandık. Yol bazen çakıl taşlı ve topraklı, bazen de çıkması daha kolay bir hal alıyordu. Yol boyunca ‘ne var canım bunda, hayatında spor yapmamış insanlar abartıyorlar’ diyerek birbirimizi motive ettik ve yaklaşık 1km’lik tırmanıştan sonra tepeye ulaştık :)

Yunan Mitolojisi’ne de konu olan Yanartaş’ta, yer altındaki doğal gaz kaynakları yanarak kayaların arasından alevler halinde dışarı çıkıyor. Bu hiç sönmeyen alevler de özellikle gece harika bir görüntü oluşturuyor. Bölge bölge, irili ufaklı yanan ateşlerin etrafında kimileri gündüz manzarasının tadını çıkarıyorlarmış, kimileri de gece gidip sabaha kadar orada kalıyorlarmış. Biz de bu yanan taşların tadını çıkarıp, daha zor olacağını bildiğimiz zifiri kararnlık dönüş yolumuza koyulduk. Aşağı vardığımızda kan ter içinde kalmıştık ama gördüklerimizi Elvin’e ve Aynur’a ballandıra ballandıra anlatmaktan da geri kalmadık :)

Tatilimizde tembellik yapmanın yanı sıra, Olimpos’u ve Yanartaş’ı da gördüğümüz için çok mutluyum. Buraları gezmeyi de tamamlayınca, denizde geçirdiğimiz saatler, yediğimiz yemekler ve iliklerimize kadar hissettiğimiz güneşle Çıralı’dan maksimum verimi almış olduğumuza inanıyorum :)

(Kaynak: Antik kent ve anıt mezarlarla ilgili bilgiler Olimpos’ta, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bilgilendirme panolarından alınmıştır)

2 Yorum

  1. Merhaba, ekşisözlük’teki floransa yazının linkinden rastgeldim bloguna. Öncelikle çok başarılı bir blog olduğunu söyleyeyim. :) 1 saattir pek çok yazını okudum. Çıralı, Olympos ve Yanartaş’ı gezmişsin, acaba Phaselis gözünden mi kaçtı, diye de geçmedi değil içimden. 2 hafta önce günübirlik şekilde buraları gezdiğim için bir eksiklik hissettim. Hem de eğer Phaselis yazın varsa ondan da mahrum kalmamak için sorayım dedim.

    Sevgiler, Berfu Hena

    Cevap

    • Merhaba,
      Cok tesekkur ederim yorumun icin :) Yazilarimi keyifle okumana cok sevindim. Ne guzel yerlerdi oralara. Yaz gunlerine gittim simdi :) Phaselis’i gezdim ama onunla ilgili yazmamistim. Bu yaz telafi ederim belki bunu :)

      Sevgiler,
      Gizem

      Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.