Yazı
22 yorum

Blogumun İkinci Yılı

Blog yazmaya başlayalı tam iki yıl olmuş. Bu iki yıl içerisinde fotoğraflamayı kaçırdığım pek çok an, anlatmayı unuttuğum pek çok hikaye, yayınlamadığım yazılar oldu, ama ilk günkü heyecanımı kaybedip yazmaktan zevk almadığım tek bir an bile olmadı. Ben bu blogu kendi kendime günlük tutuyormuş gibi yazarken, başka hiç bir amaç veya kaygı gütmeden hayatımdaki dikkat çekilmeye değer anları anlatırken bunları okumaktan keyif alan, hayatımızda paylaştığımız pek çok ortak nokta olan insanlarla tanıştım. Sanırım blogumun bana kazandırdığı en güzel şeylerden biri bu oldu.

Geçtiğimiz bir yılın yazılarına göz atarken hem zamanın ne kadar çabuk geçtiğini farkettim, hem de geçen bir yıla ne kadar çok şey sığdırdığımı.

Kasım ayında soğuklar bastırmadan Bersjön‘ün güzel fotoğraflarını çekmişiz. Kasım en sevmediğim ay da olsa, her yer karla kaplanmadan önce sonbaharın renklerini gördüğümüz son ay.

Geçen yıl bu zamanlar tırmanışa başlamıştık. İlk denediğim günü hatırlıyorum; duvarın en üstündeyken aşağıya baktığımda içimden “eğer inmeyi başarırsam bir daha asla çıkmayacağım” demiştim :) Sonra, onun yerine aşağı bakmamayı öğrendim ve bu sporu çok sevdim. İkinci deneyişimizden sonra Barış’la tüm ekipmanları satın almıştık, o zamandan beridir de devam ediyoruz tırmanmaya.

Aralık ayının en önemli detaylarından biri Lussekatter zamanının gelmiş olması. Geçen yıl hazır karışımını alıp evde yapmayı denemiştim, bu sene mutlaka yine deneyeceğim. Göteborg’daki en güzel brunch yeri olduğunu iddia ettiğim Incontro‘yu keşfetmişiz bir de bu ay. O zamandan beri bir kaç kez daha gittik, denediğimiz başka yerler de o tadı bir türlü vermedi.

Giymekten en çok keyif aldığım sarı elbisemi, lacivert puanlı elbisemi ve siyah tül elbisemi de kış öncesi satın almışım.

Yılbaşından hemen önce İstanbul‘a gitmiştim. Bir hafta olarak planladığım tatilim, vize problemim nedeniyle bir kaç haftaya uzayınca içten içe sevinç duyup ocak ayının çoğunu keyifle İstanbul’da geçirmiştim. O zamanlar stresle vizemi beklediğim zamanları şimdi çok huzurlu ve mutlu anlarmış gibi hatırlıyorum. İstanbul’a deli gibi kar yağmıştı, iki-üç gün boyunca evden çıkmadan anneannemle vakit geçirmiştim. Bu sırada da boş durmayıp anneannemin tüm dolaplarını karıştırıp çok değerli, eski fotoğraflar bulmuştum.

O günlerde babamlar da kuyumculuk kurslarını ilerletip, evlerine kuyumculuk masası alıp, yaptıkları güzel işlere evde devam etmeye başlamışlardı.

İstanbul’un kışının İsveç’ten çok daha ılık ve güneşli olduğu günlerde Mija’nın elbiselerini deneyip, Alışveriş Klüpleri için Beylerbeyi’nde poz verme şansı bulmuştum. Bu siyah sırt detaylı elbise de o gün denediğim elbiseler arasında en güzellerinden biriydi.

Vize sorununu halledip İsveç’e döndükten sonra karanlık kış günleri yeniden başlamıştı benim için. Şubat ayında her haftasonu bir kafeye gittik, akşamları değişik müzik gruplarının çıktıkları barlarda zaman geçirip, Dirty Records gibi güzel yerler keşfedip kışın sıkıcı günlerini böyle atlattık. Şubat ayını çekilir kılan en eğlenceli şey Semla olduğu için bu sene her fırsatta yedim :)

Şubat ayının güneşli günleri bize yeniden baharı hatırlattı. Ben de o günlerde, karanlık ve soğuk günlerden sonra baharın gelme umuduyla, sonradan giymeye kıyamadığım kırmızı kabanımı ve beyaz tenis ayakkabılarımı satın almıştım.

En sevdiğim aylardan biri olan Mart ayını güzel bir sürprizle karşılamışız bu sene :) Barış güzel bir pazar öğleden sonrası, sahil kenarında yürüyüş yaparken ısınmak ve kahve içmek için girdiğimiz bir kafede bana evlenme teklif etmişti. O anın o kadar doğal, o kadar sade ve günlük hayatımızın içinde olması beni çok mutlu etmişti.

Yine o günlerde Mayıs ayında taşınmak üzere güzel bir kiralık ev bulmuştuk. İsveç’te ev bulmak çok zor olduğu için, ve bulduğumuz evleri de hep kısa süreliğine kiralamak zorunda kaldığımız için bu süresiz ev bizi çok sevindirmişti. Baharın resmi olarak gelişiyle Göteborg’da karlar eridi, doğa canlandı, şehir hareketlendi ve Fresh Fish moda haftası başladı. Ben de güzel havaları fırsat bilip yeniden yazlık elbiselere heves etmeye başlamıştım. Kışın soğuğunda bile dışarıda fotoğrafladığımız ‘Ne Giydim’ yazılarından birini bir seferliğine şehir kütüphanesinde çekmeye karar vermiştik. Çünkü o haftasonu kütüphanenin açık olduğu son haftasonuydu ve kütüphane iki senelik yenileme çalışmaları için kapatılıyordu. Tüm kaynaklar başka yerlere taşındı, insanlar bu kaynaklardan yararlanmaya devam ettiler, fakat benim çok sevdiğim eski kütüphane binasını fotoğraflamak için son şansımızdı. Biz de bu kareleri ‘Ne Giydim’ yazısıyla birleştirmeye karar vermiştik.

Baharın gelişi dışında Mart ayını sevmemin diğer sebebi olan doğum günümü kutladık ayın 21’inde. İşten eve geldiğimde Barış’ın sürpriziyle karşılaşmıştım; en sevdiğim çilekli pasta, güzel çiçekler ve aklımı başımdan alan vintage porselen çay takımı.

Nisan ayının başındaki Paskalya tatilini biz de bol bol şeker, çiloklata, civciv ve yumurta süsleriyle karşılamışız. Bu küçük kutlamalar, ve her özel günün kendine has yiyecekleri yılın bu zamanlarını anlamlandıran eğlenceler haline dönüşüyor.

Bu yılın en güzel gezilerinden biri de Lysekil gezisiydi. Güneşe aldanıp gittiğimiz, tertemiz göl sularına bakıp iç geçirdiğimiz, üşüsek de her yerini yürüyüp öğrendiğimiz bu deniz kenarı kasabasına ilk gidişimizdi o zaman.

Yaz..yaz..sonunda yaz! Mayıs ayı İsveç’in en ‘yaz’ gibi olduğu aydır. Ne Temmuz, ne Ağustos.. kesinlikle Mayıs’tır bu ülkenin yazı.. Herkesin minimum kıyafetlerle dolaştığı (tabi yine de hırkaları çantadan eksik etmediği), kendini çimlere attığı, havanın geç karardığı, içkinin en çok içildiği, en en mutlu olunan aydır Mayıs.. .ne kadar özlediğim belli oluyor sanırım-.

Bizim de her fırsatı değerlendirip, günleri dışarıda geçirdiğimiz bu ay şehirdeparklardaşortlarla dolaşıp güneşin tadını çıkardığımız bir ay olmuş.

Bu seneki Mayıs ayını daha da özel yapan olay Barış’la nişanlanmamız oldu. Babamların Ömerli’deki evin bahçesinde düzenledikleri, her detayıyla tek tek ilgilendikleri bu gün unutulmaz ve mükemmel bir gündü.

İsveç’e döndükten sonra kontratını önceden yaptığımız yeni evimizi ilk defa görüp, hemen sonrasında da taşınmıştık. Yeni eşyalar peşinde koşma ve evi düzenleme epeyce vaktimizi almıştı.

Haziran ayında ben kuzenimin düğünü için yeniden Türkiye’ye gidip, ilk defa Seydişehir‘i görme imkanı bulmuştum. Orada büyüsüne kapıldığım Tınaztepe hala aklımın bir köşesine kazınmış durumda. İlk fırsatta o mağarayı yeniden gezip, yine etli ekmek yemek istiyorum :)

Seydişehir sonrası İsveç’e dönerken, Barış’ın annesi de benimle gelip, bizimle beraber İsveç’te bir kaç hafta geçirdi. Bu sene Haziran ayı yüzümüzü kara çıkarıp her gün yağmur ve rüzgar getirdiği için dışarıda gezecek çok imkanımız olmadı. Yine de güzel bir günden yararlanıp Göteborg’un en güzel adalarından biri olan Marstrand‘ı gezmeye gitmiştik.

Temmuz ayının en eğlenceli günleri, bir kaç günlüğüne Milano‘ya, Elvin’i ziyarete gittiğimiz günlerdi. Özellikle de Portofino‘ya gittiğimiz günü şu an bile rüyaymış gibi hatırlıyorum. O günün benim için hayalle karışık bir güzellikte olmasının bir sebebi de bu sene geçirdiğim en sıcak, en deniz ve güneşe doyduğum gün olması.

Ağustos ayıyla beraber İsveç’teki son güzel yaz günlerini de yaşamış olduk. Havalar serinlemeden önce, bu güne kadar hep yapmak istediğimiz ama bir türlü gereken malzemeleri ve zamanı bulamadığımız ‘kamp‘ aktivitesini gerçekleştirdik. Kano kiralayıp, bir gölden diğerine geçerek epeyce ilerleyip kendimize kalacak bir yer belirleyip çadırları kurduğumuz bu gün kimimiz için unutulmaz bir anı, kimimiz içinse bir daha yapmamaya yemin ettiği bir pişmanlık oldu :) Barış ve ben ilk gruptayız. Bu henüz ilk ve son kamp maceramız olsa da, çadırımız ve kamp malzemelerimiz depoda, yaz gelince yapacağımız ilk kamp aktivitesini bekliyorlar.

Yazdıkça bir kez daha farkediyorum bu yılın ne güzel ve önemli olaylarla dolu geçtiğini. Barış’la beraber geçirdiğim hayatın en özel ve en güzel günlerinden biri evlendiğimiz gündü. Bizimle ilgili olan herşeyde olduğu gibi, yine herşey çok sade, çok doğal ve çok içtendi.

Evlendikten sonra birer gün İstanbul’da ve Göteborg’da geçirdikten sonra, balayı için Fransa’ya gittik. Fransa her zaman ilgi duyduğum, ama o güne kadar hiç gidemediğim bir yerdi. Balayını da gerçekten görmeyi ve gezmeyi istediğimiz bir yerde geçirmeye karar verdik. İlk beş günümüzü Paris’te geçirdik. (1, 2, 3, 4 ve 5)

Daha sonraki günlerde de güneye inip merak ettiğimiz tüm şehirleri (Marsilya, Cannes, Nice, Aix en Provence) tek tek gezip, unutulmaz bir tatil geçirdik.

Blogda Eylül ve Ekim ayları bu gezi yazılarını düzenleyip yazmakla geçmiş. Ekstra aktivitelerde bulunmayıp, bu aylarda yeni yazılar ekleyemediğimi kabul ediyorum. Yaz sonrası yoğun başlayan iş döneminin buna etkisi büyük. Burada daha önce bahsetmemiştim ama, işlerimin daha yoğun olmasında, bu aylarda hayatımda olan diğer bir değişikliğin etkisi büyük. İş yerinde pozisyonum değişti, ve yaklaşık bir buçuk aydır ‘Asset & Scientific Information Manager’ olarak çalışıyorum :) O yüzden blogumda bir süre gezi yazılarıyla vakit geçirdik.

Daha önce de bahsettiğim gibi, bu blog hayatımda çok önemli ve özel bir yere sahip.  Yazma heyecanımı ilk günden beri hiç kaybetmedim, hiç bir zaman da kaybedeceğimi zannetmiyorum. Gezmeyi, görmeyi, yeni şeyler öğrenmeyi ve üretmeyi sürdürdüğüm sürece yazmayı ve paylaşmayı da sürdüreceğim.

Blogumun üçüncü yılına başlarken, bu yılın da yaratıcı ve üretken geçmesini diliyorum…

22 Yorum

  1. Güzel kızım, eminim ki bu yıl hayatının en unutulmaz en güzel yıllarından birisini geçirdin. Senin mutluluğun bizlerin de mutluluğu oluyor. İnşallah bundan sonraki hayatının bütün yılları da bu yıl olduğu gibi mutlu, sağlıklı ve başarılı geçer. Hayatında hep güzel şeyler olsun. Yuvanız mutlu ve kutlu olsun. Sizleri çok çok öpüyorum.
    Baban

    Cevap

    • Babacığım :) çok güzel yazmışsın, çok güzel şeyler dilemişsin. Umarım her zaman hepberaber oluruz, mutlu oluruz.
      Seni çok seviyorum! :)

      Cevap

  2. Merhabalar Gizem;

    Bir yılı derlediğin bu yazını da diğerleri gibi keyifle okudum. Sanırım sen yazıkça da okuyacağım. Okuduğum, dinlediğim ve izlediğim her şey için benim tek bir kriterim var: “Yapan kişi keyif alıyorsa, yazan kişi keyif almışsa ben de keyif alıyorum.” Sende yaşamı keyifle sürdürüp bu keyfi biz okuyucuya da veriyorsun.

    Önümüzdeki yıl da ve sonraki de; ve hatta ondan da sonraki yıllarda keyif al ki biz okuyucularda keyif alalım.

    Sana, Barış’a, Elvin’e ve yazılarında bahsettiğin herkese keyifli blog yılları dilerim.

    Sevgiler….

    mesi

    Cevap

    • Merhaba! :)
      Çok mutlu oldum, çok teşekkür ederim. Hayatımın, yaşadığım yerlerin, önemli-önemsiz detaylarını ve hikayelerini okumaktan zevk aldığınız için çok mutluyum gerçekten. Bunları paylaşabileceğim insanlar olduğunu bildiğim sürece de yazacağım :)
      Sevgiler..

      Cevap

  3. Gizemcim,

    Neden bilmem bu yazını cok sevdim… İcinde gecenlerin zenginliginden mi, yazi dilinin gittikce gelistiginden mi, senle birlikte tum seneye bakma firsati yakaladigimdan mi… Bilmiyorum.. Ama cok keyifle okudum, biraz huzunlendim -hizla gecip giden zamandan olsa gerek- , daha cok mutlu oldum, okurken yasadim… Nice nice seneler diliyorum… Seninle, yazilarinla, hep birlikte..

    Cevap

    • Ben de yazarken hem mutlu oldum böyle guzel seyler yasadigimiz icin, hem de huzunlendim ne cabuk gecti bitti diye, aynen dediginiz gibi :)
      Beraber guzel gunlerimiz olsun hep, cok opuyorum!

      Cevap

  4. Gizemcigim ,canim kizim..gercekten cok guzel ve yogun gecirdigin bir yil oldu..en guzelide bizim ailemize katilmandi.bundan sonraki hayatimizi hep birlikte ve mutluluklar icinde gecirmek dilegiyle…sana 12 , 22 ,32 senelere insallah…barisla sana omur boyu cok ama cok mutluluklar diliyorum..sizi cok seviyorum…

    Cevap

    • cok tesekkur ederim, ben de sizi cok seviyorum. Beraber gecirdigimiz nice guzel gunlerimiz olsun..

      Cevap

  5. Sevgili Gizem;
    Bu güzel blogunu keşfettigimden beri heyecanla takip ediyorum.Düşündüm de beni senin yazılarını okumaya iten tek şeyin samimiyet oldugunu anladim.Blogunun bütününde hissettirdigin o mesafeli anlatim tarzın hiç bir zorlamanin ve yapmacikliğın olmadığını hissettiriyor bana buda beni bu sanal alemde bu duruşun olabileceğine inandırdı. Sana bu nedenle teşekkur ederim, hayatin sana getirdigi ve seninde hak ettigini düşündüğüm basarilarinin devamini dilerim.
    Sevgiler.

    Cevap

    • Merhaba Ozlem Hanim,
      Cok mutlu etti beni yazdiklariniz. Her zaman aklimdakileri oldugu gibi yazmaya calisiyorum, bunlarin size diledigim gibi yansimasinda da ayrica sevindim. Yazilarimi okudugunuz icin cok tesekkur ederim. Ben de size sevdiklerinizle beraber, hayallerinizi gerceklestirdiginiz nice guzel gunler diliyorum.
      Sevgiler..

      Cevap

  6. Merhabalar,
    Keyifle takip ettiğim bir blog olduğu için, nice senelere demek istedim. Umarım samimiyetle yazdığın yazılar hep devam eder:)

    Cevap

    • Merhaba Gizem,
      cok tesekkur ederim :) Ben de senin blogunu takip ediyor olacagim, cok guzele benziyor!
      Sevgiler..

      Cevap

  7. Vay be zaman gerçekten hızla geçiyor demek iki yıl oldu :) Ama okurken fark ettim ki hiç bir hikayeni kaçırmamışım çünkü yalın anlatımını, içtenliğini, heyecanını, keşfetmeyi seven tarafını çok seviyorum ve okurken keyif alıyorum. Kasım ayında doğmama rağmen itiraf etmeliyim ki benim de en sevmediğim ay diyebilirim bana nedense yaprak dökümlerini hatırlatıyor. Ama senin bloğun bir akrep burcu bunu sakın unutma :D o yüzden bence kararlı ve sürekli bir blog olacak çok çok uzun zamanlar. Aslında her seferinde beni imrendiriyorsun ben de tekrar blog yazmak istiyorum ama benim hikayelerim malum pek iç açıcı değil son zamanlarda, sonra melankolik bir blog da olmasını istemem :)
    Bloğunun yeni yaşı kutlu olsun ve umarım uzun uzun yıllar hayatındaki yeniliklerle, güzelliklerle, mutluluklarla, başarılarla dolu dolu, hep bizimle olsun!

    Cevap

    • Duygucum, bu akrep burcu meselesini dusunmemistim hic :) Evet, ona gore ozellik gostermesi lazim blogun da!
      Guzel dileklerin icin cook tesekkur ediyorum, umarim hepberaber guzel anilara imza atariz hep :)
      Sevgiler..

      Cevap

  8. Gizemciğim;
    Öncelikle seni bu sade ve yalın anlatımlı yazılarından dolayı tebrik ediyorum.Ben de büyük bir keyifle takip ediyorum.
    Samimiyetin ve içtenliğin buna en büyük etken.
    Yazmayı hiç bırakmaman dileğiyle…

    Nice uzun yılları olsun….

    Cevap

    • Nilgun ablacigim cok tesekkur ederim. Yazdiklarimi sizin okudugunuzu bilmek beni daha cok yazmaya heveslendiriyor. Cok opuyorum hepinizi!

      Cevap

  9. Gizemciğim duygularını özenle seçtiğin kısa ve öz cümlelerle çok ama çok güzel anlatmışsın.Sana ve Barış’a bir ömür boyu mutluluklar diliyorum.Herşey gönlünce olsun….

    Cevap

  10. Gizem Ablacım ,

    Bu yıl senin yılındı :) daha niceleri olsun böyle mutluluk dolu . Seni çok seviyorum . İkinizi de öperim .
    Haydi sen yaz yaz yaz biz okuyalım :)

    Cevap

    • canim benim :) Hepberaber cok guzel yillarimiz olsun, cok seviyorum seni!

      Cevap

  11. Merhaba Gizem,

    Yazıların da fotoğraflar da çok ama çok güzel.. Dilerim hep böyle güzel, keyifli, içten ve sağlıklı süren bir yaşantınız olur.. Barış’la sana ömür boyu mutluluklar..

    Cevap

    • Merhaba Özgur,
      Guzel dileklerin icin cok tesekkur ederim. Yazdiklarimi keyifle okuyorsan ne mutlu bana :)
      Sevgiler..

      Cevap

Bir Cevap Yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.