Yazı
3 yorum

Cambridge’de İlk Yılımız

Zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçti ve biz Cambridge’deki ilk yılımızı doldurduk. Geçen yaz ani bir şekilde, hayatımızda bir değişiklik yapmamız gerektiğini düşünerek (bir gece oturup, haritayı açıp ülke seçtik desem çok da abartmış olmam sanırım), İngiltere’ye taşınmaya karar vermiştik. 6 Kasım’da uçağa binip 10 senelik evimiz olan Göteborg’a veda edişimizin üzerinden bir sene geçti. Geriye dönüp baktığımda hem çok şey yapmışız, hem de daha burada çok yeniyiz gibi hissediyorum. Fakat biliyorum ki verdiğimiz karardan bir an bile pişmanlık duymadık.

Daha önceki İsveç ve İngiltere karşılaştırma yazımda da bahsettiğim gibi iki ülkenin de bir çok artısı ve eksisi var (her zaman dediğim gibi mükemmel ülke yoktur, mükemmele yakın ülkeler vardır). Bize Cambridge’in iklimi çok güzel geldi. Gelir gelmez kış başlamıştı ama İsveç’le karşılaştırınca çok daha aydınlık ve ılık bir kış geçirdik. Buranın havasını sevmemize sebep olan şeylerden biri de Cambridge’in İngiltere’nin en kuru şehri olması olabilir :)

Bu şehirle ilgili sevdiğim bir çok şey var. Öncelikli olarak Cambridge 150.000’den az nüfusuyla aslında oldukça küçük bir şehir. Fakat ‘Cambridge’ olduğundan dolayı, tarihsel ve kültürel önemiyle, hem de bir üniversite şehri olduğu için, büyük şehirlerdeki tüm imkanlar ve aktiviteler burada da var. Bu özellik Cambridge’i hem huzurla yaşanabilir kadar küçük ve rahat kılıyor, hem de sosyal ve kültürel aktiviteler olarak gayet yeterli ve hareketli hissettiriyor. Burayı daha da sevmemizi sağlayan ikinci nedense şehrin konumu. Cambridge Londra’ya direk trenle yalnızca 50 dakika uzaklıkta (arabayla 1 saat). Böylece herhangi bir günübirlik aktivite için Londra’ya kolayca gidilip gelinebiliyor. Asıl önemli olan ise (bizim en çok faydasını gördüğümüz) Cambridge bir Londra havaalanı olan Stansted’e Londra’ya olduğundan daha yakın, ve üstelik bu havaalanından dünyanın pek çok yerine direk uçak var. Biz bu konfordan epeyce faydalanıp pek çok kısa ve uzun geziler yaptık bu sene.

Sizden gelen sorular ve değinmemi istediğiniz konular vardı. Onları toparlayıp alt başlıklarda anlatacağım.

Ülke değişiklik kararını nasıl aldık ve İngiltere’ye taşınmanın zor yanları nelerdi?

Sanırım İsveç’teki hayatın çok düzenli, tahmin edilebilir ve rutin olması son bir kaç yılımızda bize başka ülkede yaşama olasılıklarını düşündürmeye başlamıştı. İsveç vatandaşı olduktan sonra bir kaç ay bu fikre ısınmaya başladık. 2017 yılının Temmuz ayında bir akşam Barışla dünya haritasını açtık ve nereye taşınsak diye düşündük. Kulağa saçma geliyor olabilir ama gerçekten İngiltere’ye böyle karar verdik. Ertesi sabah iş yerinde müdürüme İngiltere’ye taşınmaya karar verdiğimizi söyledim. İş aramaya o gün başladım. İstifa mektubum ve iş yerine bildirmem için bir ‘son iş günü’mün olması gerekiyordu. Bu soruya direk cevabım olmadığı için o akşam da Barışla kira ihbar süremiz, Ekim’in okulu, İngiltere’de ev bulma gibi işlerin ne kadar süreceğini ön görmeye çalışarak 6 Kasım’ı İsveç’ten ayrılma günümüz olarak belirledik. Daha sonra da bu plan doğrultusunda çalışmaya başladık. Buraya taşındıktan sonra en çok zorlandığımız şey internet hattı ve elektrik bağlatma gibi her yeni taşınanın yaşayacağı zorluklar oldu. Bu tip servislerin İsveç’e göre daha karışık ve yavaş bir süreçle ilerlemesi bizi biraz şaşırttı ve yordu.

Neden Cambridge?

İsveç’te çalıştığım şirket olan AstraZeneca’nın İngiltere’deki en büyük kampüslerinden birinin Cambridge’de olması (diğeri Manchester’da, orayı düşünmedik bile) ve burada iş bulacağıma olan inancım ama sebeplerden biri oldu. Burada önemli bir detay var; taşınmaya karar verdikten sonra pek çok iş başvurusunda bulundum, fakat fiziksel olarak Cambridge’e taşındığımızda henüz onaylanmış bir işim yoktu. Buraya geldikten bir iki hafta sonra bir pozisyondan onay aldım ve gelecekteki müdürüm İsveç’teki müdürümü arayarak istifamı durdurdu. Sonuç olarak şirket içi uluslararası transferle buraya gelmiş oldum :) Cambridge’i seçmemizdeki diğer sebep de haritadaki yerinin çok merkezi ve Londra’ya yakın olması idi.

Ekim Cambridge’e nasıl adapte oldu?

Ekim buraya taşındığımızda henüz iki yaşında olduğundan ve İsveç’te İngilizce-İsveççe bir okula gittiğinden dolayı, sanırım aramızda yeni hayatımıza en kolay alışan o oldu. Taşındığımızın ertesi günü Ekim’in yeni okulundaki alıştırma saatleri başlamıştı. Daha kolileri açmaya başlamadan, sabah ilk iş onu iki saatliğine yeni okuluna götürdük. Bu okulu ayarladığımızda henüz nerede yaşayacağımızı bilmediğimizden, buraya taşındıktan sonra, kiraladığımız evin okula biraz uzak düştüğünü fark ettik. Bir gün gündüz bahçemizin arka tarafından çocuk sesleri duyunca, evin bir üst sokağında bir anaokulu olduğunu keşfettik ve yeni yıldan itibaren Ekim’i bu okula aldık. Okulu İsveç’teki okuluna çok benziyor. Daha küçük bir bahçeleri var ama eski ve deneyimli bir okul. Zaten bir iki ay içinde Ekim İngilizcesini iyice geliştirdi ve İngiliz aksanıyla konuşmaya başladı bile. Bu sırada İsveççe’yi bir kaç şarkı ve meyve ismi dışında tamamen unuttu.

Okul sistemi nasıl işliyor?

Zorunlu eğitim 4 yaşında başlıyor. Ücretsiz devlet okullarının yanında paralı özel okullar da var. Benim burada yaşayan herkesten duyduğum kadarıyla Cambridge’deki devlet okullarının başarı ortalaması epey yüksek. 3-4 yaş arası devlet haftada 15-30 saat arası bir yardım yapıyor, fakat 3 yaşından önce kreşler hep ücretli. Bu sebeple bazı ebeveynler çalışmayıp çocukları 3 yaşına gelene kadar onlarla ilgileniyorlar, çünkü okullara ödeyecekleri para maaşlarına yakın bir miktar olabiliyor. 4 yaşından sonra çocuklar genelde yaşadıkları bölgeye yakın okullara gidiyorlar.

Sağlık sistemi nasıl işliyor?

Ekim’in kontrolleri ve bizim rutin kontrollerimiz dışında henüz sağlık sistemine derinlemesine ihtiyacımız olmadı. Yaşadığımız bölgeye yakın sağlık ocağına kayıt yaptırdık ve bir sorunumuz olduğunda direk orayla iletişime geçiyoruz. Gerektiği taktirde sağlık ocağı hastaneye yönlendiriyor.

Haftasonları neler yapıyoruz?

Bu sene çok fazla seyahat yaptığımız için Cambridge’de haftasonu aktivitelerine pek odaklanamadık. Burası küçük bir şehir olduğu için mesafeler kısa ve genelde bisikletle her yere gidilebiliyor. O yüzden haftasonları bazen bisiklete atlayıp şehir merkezinde gidip o an canımız ne isterse onu yaptık. Müzelerin çoğu merkeze yakın ve birbirine yürüme mesafesinde olduğu için, o an Ekim’in canın istediği bir müzeye giriyor veya bir kafede bir şeyler atıştırıyorduk çoğu zaman. Onun dışında, cumartesi günleri Ekim futbol kursuna gidiyordu. 12 haftalık kurs sonu hem seyahatlerimiz çok olduğu hem de görünüşe göre futbol Ekim’in zerre kadar ilgisini çekmediği için kursa son verdik. Bir de arada günübirlik, Cambridge dışındaki şehirleri gezmeye gittik. Şehrin biraz dışına çıkınca meyve tarlaları, çiftlikler, kaleler oluyor. Onlar da haftasonu gitmek için çok ilgi çekici yerler. Tabi bir de pek çok haftasonu yine günübirlik Londra’ya gidip oranın da tadını çıkardık. Özellikle yaz aylarında, hafta içleri bile iş ve okul sonrası uzun ve sıcak günleri değerlendirip bisikletle değişik parklara, cafelere gidip akşama kadar oralarda oyalanıyorduk. Sanırım Ekim büyüdükçe haftasonlarımızın bir kısmını onun planlı aktiviteleri alacak. Örneğin, Ocak ayında cumartesi günleri Ekim’in yüzme kursu başlayacağı için haftasonlarımızı ona göre planlamamız gerekecek :)

Sonuç olarak İsveç’ten ayrılma ve Cambridge’e taşınma kararımızdan şimdilik çok mutluyuz. İsveç’i bazen özlüyoruz ama şimdilik tekrar oraya dönmeyi düşünmüyoruz. Bir gün kararımızı değiştirir, başka maceralara atılmazsak, İngiltere şimdiki uzun süreli evimiz olacak gibi görünüyor.

3 Yorum

  1. Merhaba Gizem Hn,

    Kızımın İsveç’te üniversite okumak istemesi ile ilgili nette araştırma yaparken blogunuza rastladım.Kronolojik sırayla tüm yazılarınızı okumaya başladım .Sade,zarif anlatımınız ve samimiyetiniz için teşekkür ederim.Umarım kızımda bir gün sizin gibi dünya vatandaşı olabilir.Sevgilerimle,

    Cevap

    • Çok teşekkür ederim, çok naziksiniz. Kiziniza başarılar dilerim, sevgiler

      Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.