Yazı
2 yorum

Düğümlere Üfleyen Kadınlar

“Yaşlı bir kadın eli, parmağında büyük, zümrüt taşlı bir yüzük, şarap bardağına uzandı. Bardağın yanında eski bir pikap duruyor ve Ümmü Gülsüm’den Aşk Köprüsü çalıyordu. Kadın bardağı her yudumdan sonra ağırdan ve titreyerek geri bırakıyor, el masanın üzerinde bardağı kavrayarak duruyor ve yüzük bardakta ağır ağır ritim tutuyordu.”

“Gördüm sevenleri… Başlarına gelecekleri görmeyeceklerini gördüm…/Aşık oluşlarını gördüm…/Anlamadım…/Anlayamadım…/Sonra sen çıkageldin…/Sonra sen..”

“Kaçıyoruz. Saatte 140 kilometre hızla Tunus’un güneyine doğru giden beyaz bir arabanın arka koltuğunda, ortadayım. Solumda sarı peruğu başından kaymış, taş kesmiş esmer bir kadın, öteki tarafımda bacağını durmadan sektiren, kel başını beyaz bir baş örtüsüyle saklayan başka bir kadın. Arabayı sol gözü olmayan ihtiyar bir adam sürüyor. Ön koltuktaki beyaz saçlı, eflatun ipekler giymiş yaşlı kadın ise son derece rahat, pencereyi açıp yüzünü rüzgara veriyor…”

Ece Temelkuran’ın son romanı Düğümlere Üfleyen Kadınlar ortadoğulu dört kadının kesişen yollarını ve kendilerini teslim ederek beraber çıktıkları yolculuğu anlatıyor. Hikaye Tunus’ta başlıyor. Aslında pek çok şey çok çok önceden başlamış herkes için, ama Tunus’ta beyaz gecelikli, ılık bir gecede herkes için çok öncelerden başlamış şeyler dört kadının kaderini aynı yerde düğümlüyor. Sonra bu dört kadın bu düğüme üflemek için, bir mucize yaratmak için, ancak bir mucizeyle yeniden güç bulabilecekleri için kendilerini bu yolculuğun içinde buluyorlar.

Kitapta geçen Felak Suresi, 4. ayet der ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyen kadınların kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”*

“Hanımlar, bu yolculukta öyle hadiseler cereyan edecek ki sersemleyeceksiniz. Sersemlemek iyidir. Zihniniz bulanır, kalbiniz böylece berraklaşır. Yapmanız lazım gelenler ortadan kalkınca, olmanız lazım gelen kadınlar olacaksınız. Etrafınıza bakın. Göreceksiniz ki hayat bizim nefesimizde… Başka hiçbir yerde, hiçbir şeyde değil. Hayatı siz kuracaksınız. Nefesinizi üfleyeceksiniz. Hayat nefesinizin yettiği kadar.. Kadınlar erkekleri de üfleyerek var ederler. Bir erkek, bir kadının nefesi kadardır; başka hiçbir şey değildir.. Neffâsaâti fi’l-u’gad.. sure ‘düğümlere üfleyen kadınların şerrinden sakının’ diye buyurur. Büyücü kadınların şerrinden sakının… Allah biliyor yapabileceklerimizi. İyiyi de köyüyü de. Ama biz unuttuk sadece..”

Tunus’ta başlayan yolculuk Libya, Mısır ve Lübnan’da devam ediyor. Üfleyecekleri düğüme ulaşıncaya kadar tanıştıkları kadınlar ve onların hikayeleri kendi düğümlerini çözmelerine yardımcı oluyor. İçlerindeki farklı kadınları birbirleriyle barıştırıp, ruhlarında var olan tanrıçayı çözümlemelerini sağlıyor.

“…bir tanrıçanın altı temel özelliğini aklınızda tutmalısınız. Bir: Asla yapmadığınız bir şey için özür dilemeyin. İki: Kendinizi gereğinden fazla açıklamaya çalışmayın. Üç: Asla başarılarınızı hafife almayın. Dört: Hiçbir zaman lafa ‘Yalnış düşünüyor olabilirim ama…’ diye başlamayın. Beş: İstemediğiniz sorulara asla cevap vermeyin. Altı: Hayır demekten kaçınmayın. Yedinci kuralı koymak ise her tanrıçanın hakkıdır..”

Roman tüm karakterleriyle bir kadının kaderini korkuyla değil, ayakta kalıp kendi kudretiyle yazabileceğini anlatıyor.

“Bilakis, ömür çok uzun. Hiç de öyle göz açıp kapayıncaya kadar değil. Fakat tek bir şartı var. Kaderini, gönlünü ferah tutarak seveceksin. Ancak sahiplenilmemiş hayatlar kısadır. Yaşamayı istediğin bir ömürde hep yeterince vakit vardır. Yanlış hikaye yoktur. Siz, kaderiniz ne zahmetli olursa olsun hariçte kalmamaya bakın. Ömür o vakit kısalır işte.

Ece Temelkuran’ın uzun ve detaylı tasvirlerle dolu anlatımını çok beğeniyorum. Kelimeleri yerli yerinde kullandığını, bu sayede o uzun betimlemelerin hikayeyi yormaktan ziyade derinleştirdiğini düşünüyorum. Bu detaylı anlatım yolculuğu ve hikayedeki hayatları çok daha gerçek kılıyor.

Romanın en başından beri benim için fon müziği haline gelen Ümmü Gülsüm‘ün şarkıları, ve kokuları burnuma kadar gelen yaseminler, Fenike krallığının kaçıp Tunus’un kuzeyine gelen, burada Kartaca liman kentini kuran genç kraliçesi Dido (Elissa), Mısır devrimi ve Arap baharı, güzel Asmahan‘ın Neşeli Viyana Geceleri, Fenike tanrıçası Tanit, Warda‘nın Walla Zaman‘ı, ve erguvanlar bu hikayeye eşlik ediyor.

2 Yorum

  1. Mutlaka okumalıyım ve benim için en vurucu cümle “Ancak sahiplenilmemiş hayatlar kısadır.” hak vermemek elde değil…
    Tunus demişken Afrika kıtası gidilecek listenizdeydi değil mi? :)

    Cevap

    • kitabi cok seveceginden eminim. Afrika kitasi listemizde. Ben ozellikle Fas ve Tunus’u cok merak ediyorum ama Baris’in cok ilgisini cekmiyor oralar. Kandirmam lazim onu :)

      Cevap

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.