Yazı
4 yorum

Marseille

Güneydeki bir günümüzü de Fransa’nın ikinci büyük ÅŸehri Marsilya‘yı gezmeye ayırdık. Ä°lk baÅŸta, gözümüze gezdiÄŸimiz diÄŸer ÅŸehirler kadar güzel görünmese de, ÅŸehrin tamamını dolaÅŸtıktan ve en ünlü yerlerini gezdikten sonra Avrupa’nın en eski ÅŸehirlerinden biri olan bu ÅŸehri çok sevdik.


(Église Saint-Laurent de Marseille – Saint Laurent Kilisesi, 12.yy)

Önce yürüyerek ‘Le Panier’ diye bilinen eski ÅŸehri gezmeye baÅŸladık. Sokaklarda dolaÅŸtıktan sonra, çok güzel bir kafe-kütüphane  görüp cappuccino ve tramisu molası verdik. Daha sonra eski limana (Vieux-Port) indik ve tam karşı limanın tepelerinde gördüğümüz Notre-Dame de la Garde’ı kendimize hedef belirledik.


(Vieux-Port’dan Notre-Dame de la Garde manzarası)

Bu güzel manzarayı gördükten sonra oraya gitmememiz imkansızdı :) Bizi kıyıdan gezdirerek o tepeye çıkaracak olan bir turist otobüsüne binip yola çıktık.


(Petit Nice)

Kıyı ÅŸeridinde uzun bir yol izleyerek; güneÅŸ, deniz ve o gün aniden çıkan ÅŸiddetli rüzgarla beraber evlerin arasından kıvrılarak tepelik yola girdik. DeÄŸiÅŸik ve güzel evlerle dolu bir mahalleyi geçtikten sonra Notre-Dame de la Garde’ın olduÄŸu park yerine vardık. Otobüsten indikten sonra kiliseye ulaÅŸmak için çıkmamız gereken uzun bir merdiven vardı. O merdivenlere tırmanmadan önce bulunduÄŸumuz bahçeden Marsilya fotoÄŸrafları çektik.

162 metre yükseklikte, Marsilya’nın doÄŸal en yüksek tepesinde bulunuyorduk. Kıyıya göre, ÅŸiddetli rüzgar burada iyice etkisini gösteriyordu. Kiliseye çıkmadan önce yukarıdan inen diÄŸer turistler dikkatli olmamız konusunda bizi uyardılar, çünkü rüzgar yüzünden eÅŸyalarımıza sahip çıkmak bile ÅŸimdiden zorlaÅŸmıştı.


(Bu sefer Notre-Dame de la Garde’dan Église Saint-Laurent manzarası)

Bir kaç fotoÄŸraf çektikten sonra Notre-Dame de la Garde‘a çıkmaya baÅŸladık. Bu noktaya yapılan ilk kilise 1214 yılında inÅŸa edilmiÅŸ. O zamanlarda denizciler kiliseye tırmanıp, açık denizlerden saÄŸ salim döndükleri için burada dua ediyorlarmış. 16. yüzyıl baÅŸlarında Francis I‘ın emriyle, Marsiyla’yı Ä°spanya kralı Charles V‘ın kuÅŸatmalarından korumak amacıyla kilise çevresi kale duvarlarıyla çevrelenmiÅŸ. 1864 yılında ise, Bizans mimarisiyle ÅŸu anki bazilika inÅŸa edilmiÅŸ.

Kilisenin en üst bahçesine çıktığımızda rüzgar iyice ÅŸiddetlendi. Hayatımda hiç bu kadar korkutucu bir rüzgara maruz kalmamıştım. FotoÄŸraf makinasına sahip çıkıp fotoÄŸraf çekmekten çoktan vazgeçmiÅŸtik, fakat gözlüklerimizi bile çıkarmamız gerekti en tepede. Elimizdeki her eÅŸyayı çantaya koyup, ona da sıkıca sarıldık. Bir noktada yürüyemeyip merdivene oturmak zorunda kaldık. Sanırım Marsilya’nın bu ÅŸiddetli rüzgarları ve açık denizi yüzünden ÅŸehirdeki plajlar çok ilgi çekmiyor; insanlar denize girmek için daha uzak mesafelerdeki koyları tercih ediyorlar.

Kiliseden ayrılıp, otobüsle yolculuÄŸumuza baÅŸladığımız eski limana geri döndük. Buradan az önce tepesinde olduÄŸumuz Notre-Dame de la Garde’ı yeniden fotoÄŸrafladık.

Rüzgar yüzünden iyice sersemlemiÅŸ ve yorulmuÅŸtuk. Åžehirde biraz daha yürüyüş yapıp, akÅŸam yemeÄŸimizi Marsilya yemekleri yapan bir restoranda yedik. Bu akÅŸam, Marsilya’ya gelirken uçakta tanıştığımız Fransız bir kadının ‘kesinlikle denemelisiniz’ dediÄŸi Bouillabaisse yemeÄŸini denedim. Kıtır ekmekler, rendelenmiÅŸ peynir ve hardal benzeri bir sosla servis edilen bu deniz ürünleri çorbasını gerçekten çok beÄŸendim. Bu yüzden de Marsilya’dan aklıma kalan ÅŸeyler arasında ilk sırada bu çorba geliyor, sonra da Notre-Dame de la Garde’ın kıyıdan görünen müthiÅŸ manzarası.

4 Yorum

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.