Yazı
2 yorum

Marstrand – Göteborg’un En Güzel Adası

Barış’ın annesi bir kaç haftalığına bizi ziyarete gelmiÅŸti. Bu sene serin geçen yaz günleri ve yaÄŸmur yüzünden her gün dışarı çıkıp dolaÅŸamadık, fakat güzel günlerin de tadını çıkarmayı kaçırmadık. Önceki haftasonu araba kiralayıp, Göteborg’un en sevdiÄŸim adalarından biri olan Marstrand’a gittik. Arabayı adaya varmadan önceki park yerine bırakıp küçük bir vapurla adaya geçtik. Bu sırada bastıran yaÄŸmur kısa sürede dinince gezimize baÅŸladık.

Marstrand bir ÅŸehir statüsünde sayılmasına raÄŸmen buna göre nüfusu fazla deÄŸil (2010 nüfus sayımına göre; 1319). Adanın en önemli özelliÄŸi yazın büyük bir yelken turnuvası olan Match Cup Sweden‘a ev sahipliÄŸi yapıyor oluÅŸu, ve 17. yüzyıldan kalan Carlsten kalesi.

Deniz kenarındaki bir kafede kahvelerimizi içip yağmurun dinmesini bekledikten sonra kaleye doğru yürüyüşe çıktık. Dar ve yokuş sokaklardan, adanın en eski evlerinin arasından, bahçelerindeki çiçeklerin güzelliğine hayran kalarak yukarı kadar yürüdük.

Marstrand Ä°sveç, Norveç ve Danimarka arasında çok stratejik bir noktada bulunuyor. Bu üç ülke de tarih boyunca bu adayı ele geçirmeye çalışmışlar. Bu bölge 1658 yılında Ä°sveç’e geçtikten sonra Kral X Gustav adaya, korunma amaçlı küçük bir kale yapılmasını emretmiÅŸ, ve bu kalenin adı Carlsten olarak anılmaya baÅŸlanmış. Kalenin sürekli geliÅŸtirilip geniÅŸletilmesiyle toplam yapım süreci 202 yıl sürmüş.

Kalenin alt ve üst olmak üzere geniş bahçeleri ve bu bahçeleri çevreleyen, kimisi komutanın odası, kimisi silah deposu, kimisi de mahkumların odaları olan bir sürü oda var. Kalenin hemen hemen her bölümü, birbirlerine gizli bir tünelle bağlanıyor.

Kalenin yüksek taş duvarları, gizli geçitleri, çok kalın ahşap sürgülü kapıları o dönemin şartlarını ve korunma ihtiyacının önemini soğuk bir şekilde yansıtıyor.

Kalenin en üst kısmına çıktığımızda, kaleyi çepeçevre saran, ve dört tarafını yürüyerek gezebileceğimiz bir bahçeye vardık. Her bir tarafın manzarası bizi inanılmaz etkiledi. Bir tarafta el değmemiş, tipik bir İsveç kıyısı manzarası olan orman, koyu renk bir deniz ve üzerinde yüzlerce kayalık, diğer tarafta ise yeryüzünün doğallığını ve güzelliğini bozmadan inşa edilmiş küçük kıyı evleri ve bir marina vardı.

Adanın en üst noktasında, yüzlerce yıllık bahçede, kalenin soğuk duvarlarına yaslanıp uzunca bir süre dört bir yandan bu manzarayı izledik.

Aşağı indikten sonra daha önce yürümediğimiz yollardan, adanın iskeleye göre daha sakin olan kıyı kısmını dolaştık. Buradaki gökyüzü, denizin maviliği, tertemiz hava ve sakinlik zamanı bir süre durdurmuş gibi hissettim.

Marinaya vardığımızda havanın biraz açmasını fırsat bilen İsveçlilerin restoran ve kafelerin bahçelerini dolmuş olduklarını gördük. Biz de kıyıda biraz oturup vapurla karşıya geçip dönüş yoluna koyulduk.

Bu adayı daha önce bir kaç kez gezmiÅŸ olmama raÄŸmen, bu sefer de hayran kaldım ve ada Göteborg’a uzak olmamasına raÄŸmen sanki yüzlerce kilometre katedip bambaÅŸka bir dünyaya gelmiÅŸim hissi yaÅŸadım. Ä°sveç’in batı kıyısına yolu düşen herkesin bu adaya da uÄŸramasını tavsiye ediyorum. Bu bölgede bulunan pek çok ada birbirine benzese de Marstrand’ın canlılığı ve tarihi ona bambaÅŸka bir hava katıyor.

2 Yorum

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.