Yazı
8 yorum

Vättlefjäll’de Kano ve Kamp

Yazısını yeni yayınlıyor olsam da, iki hafta önce çok güzel bir kano ve kamp maceramız oldu. Barış’la tesadüfen gördüğümüz, indirimde olan kamp malzemelerini ani bir kararla almamız sonucu kendimizi kamp yapmak zorunda hissettik :) Bunu duyan arkadaÅŸlarımız da bu fikrin üzerine atlayınca bir anda herkes indirim sezonunda çadır ve uyku tulumu sahibi oldu.

Önceki yıllarda kano yapmak için gittiÄŸimiz, büyüklü küçüklü pek çok gölün bir arada olduÄŸu Vättlefjäll bize kamp yapmak için çok cazip göründü. Bir hafta içinde her ÅŸeyi planlayıp cumartesi günü öğlene doÄŸru tüm malzemeleri sırtlanıp yola koyulduk. Göteborg’un biraz dışındaki bu bölgeye tramvay ve otobüs ile bir saate yakın sürede vardık. Kanoları önceden ayırttığımız için ÅŸanslıydık, çünkü son kalan kanolar bizim ayırttıklarımızdı. Altı kiÅŸi olduÄŸumuz için kanoları ikiÅŸer ikiÅŸer paylaÅŸtık. Daha önce kanoyu devirip suya düşme vukuatı olduÄŸu için Gökhan’ı kimse istemeyince, Hande ona acıyıp kanoyu paylaÅŸmayı teklif etti :) Ahmet ve Serkan bir kanoya, Barış ve ben de diÄŸerine yerleÅŸtik. EÅŸyalarımızı kanolara koyup, kanoların altlarına tekerlerini takıp, göl kenarına kadar geldik.

İlk günün acemiliğiyle kanoları suya indirip küreklere alışmamız biraz uzun sürdüyse de sonunda üç kano da kıyıdan ayrılmayı başardı.

Vättlefjäll bölgesinde birbirlerine çok yakın, çok büyük bir ormanın içinde, yalnızca orman ve patikalarla ayrılmış pek çok göl var. Kanolarla bu göllerin hepsine gitmek mümkün, fakat her gölün sonundaki iskeleden kanoları çıkarıp, altlarına teker takıp bir sonraki göle kadar taşımak gerekiyor.

Biz daha ilk gölde, gölün orta yerinde kanoları birbirne yanaştırıp, birer bira açıp keyife başladık :)

Kamp yapacağımız alana ulaşmamız için geçmemiz gereken pek çok göl olduğu için, ve çok zamanımız olduğu için yolun keyifini çıkara çıkara, arada küçük molalar vererek yolumuza devam ettik.

Kimi zaman güneş etkisini gösterince bulunduğumuz yerde durup güneşin ve inanılmaz sessizliğin tadını çıkardık. O kadar güzel bir sessizlik vardı ki, arada bir konuşup kendi sesimi duymasam kulaklarımın tamamen tıkandığını düşünebilirdim.

Yol bounca kendimi en huzurlu ve herşeyden uzak hissettiğim yer, iki büyük gölü birbirine bağlayan bu ince kanal oldu. Kanal boyunca ağaç dallarının gökyüzünü tamamen kapatmasıyla bambaşka bir dünyaya giriyormuş gibi hissettim.

Akşama doğru kamp yapmak için kendimize güzel bir yer aramaya başladık ve gözümüze sessiz bir orman kestirdik. Kanoları karaya çıkardık, akşam yağmur yağarsa içlerine su dolmasın diye ters çevirdik. Yemekten önce çadırları da kurup hazır etmek istedik. Hiçbirimizin bu konuda fikri yoktu ama biraz uğraştıktan sonra çok kolay ve pratik bir iş olduğunu gördük :)

Çadırlar hazır olduktan sonra, hava kararana kadar ateÅŸ yakıp yemek yedik. Yaktığımız ateÅŸin sinekleri kovmaya ve bizi ısıtmaya epey faydası oldu. Barış’ın aylar önce hevesle aldığı fakat kullanacak yer bulamadığı el feneri de bu kampta epey iÅŸe yaradı. Bir tarafımızda göl, diÄŸer tarafımızda ormanın derinlikleri olduÄŸu gerçeÄŸi önceleri çok eÄŸlenceli görünse de hava karardıktan sonra biraz korkutmadı desem yalan olur.

Gece geç saate kadar yaktığımız ateşin etrafında oturduk, sohbet ettik ve şarap içtik. Yatmaya hazırlanırken havanın gündüze göre epey soğumuş olduğunu farkettik. Herkes çadırlara girdikten sonra da bir çadırdan diğerine bağıra çağıra sohbetimiz herkes uyuyakalana kadar devam etti.

Hayatımda hiç çadırda kalmamıştım. Çadırın verdiÄŸi korunma duygusu ve doÄŸaya yakın olma hissi çok hoÅŸuma gitti. Barış uyku tulumuna girer girmez uyuyakalsa da, ben bir süre doÄŸayı dinledim ve biraz korktum. Gece yarısı Gökhan ve Ahmet’in konuÅŸmalarıyla uyandım. Gökhan huzursuz olup uyuyamamış, sonra Serkan’ı uyandırmış, feneri almış dışarıda hayvan var mı diye kontrol ediyorlardı. Gökhan bu kadar huzursuz ve tetikteyken ben rahat uyuyabilirim o zaman diye düşünüp uyumaya devam ettim :)

Sabaha karşı çok yağmur yağdı. Çadırlarımızın içine su girmemiş olsa da içeriden çadırın dışını elleyince nemi hissettim. Yağmur durdu, güneş açtı ve herkes uyandı. Deliksiz uyumuş olan Barış dışında herkes ya sırt ağrısı çekiyordu, ya da hayvan gelir korkusuyla sabaha kadar uyumamıştı. Doğada olunca çok uyumuşuzdur, saat sabah on olmuştur diye düşünürken, saatin aslında yedi olması bize fazladan üç saat daha vermiş oldu :)

Kamp alanımızın güneşe ters tarafta olduğunu uyandıktan sonra farkettik. Bunu geceden öngörecek kadar deneyimli değildik :) Biz de toparlanıp, kanolara atlayıp güneşli olan karşı kıyıya gittik ve kahvaltımızı orada yaptık. Yanımızda getirdiğimiz çoğu içecek ve yiyecek bitip, yerlerini çöp torbalarına bıraktığı için kanolar önceki güne göre epey hafiflemişti, fakat bugün önceki güne göre daha yorgun olduğumuz için dönüşümüz de yavaş oldu.

Öğlen vakti göllerin tamamını geçip, kanoları son durağa ulaştırdık. Hepimiz çok yorgunduk, ama bu zor görevi başarıyla tamamlamış olmanın da haklı gururunu yaşıyorduk :)

8 Yorum

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.