Yazı
10 yorum

Portofino – Rüya Gibi Bir Gün

Ä°talya’da geçirdiÄŸimiz haftasonu, bu sene hiç deniz-güneÅŸ tatili yapamadığımız için bir günlüğüne deniz kenarı bir yere gitmek istiyorduk. Milano’ya en yakın sahil Cenova kıyıları olduÄŸu için, araba kiralayıp yola çıktık ve Portofino’ya gitmeye karar verdik. Elvin de uzun süredir Portofino’yu görmek istediÄŸi için bu karar en çok onu heyecanlandırdı.

Üç saatlik araba yolculuÄŸundan, sayısız daÄŸ ve tünel geçtikten sonra Rapallo’ya vardık. Oradan sonra denize doÄŸru bir burun gibi çıkan kara parçasının kıyı ÅŸeridini takip ederek, önce Santa Margherita’ya sonra da burnun en ucu olan Portofino’ya vardık. Rapallo’dan sonraki yol çok keyifliydi. Portofino’ya kadar deniz kenarı bir yamaçtan, iki arabanın ancak sığdığı virajlı yollardan, küçük sahil kasabalarından geçerek gittik.

Arabamızı bir otoparka park ettikten sonra Portofino’nun merkezine çıktık. Romalılar tarafından bulunan bu küçük kasabanın asıl özelliÄŸi bir balıklçı kasabası olmasıymış. O zaman ismi ‘Portus Delphini’ olarak verilmiÅŸ, bunun sebebi de bu bölgede çok sayıda yunus yaşıyor olmasıymış. Bugün Portofino en önemli özelliÄŸi olan renkli evleri ve bir sürü teknenin demirlediÄŸi marinasıyla zenginlerin yaÅŸadığı bir tatil kasabası haline gelmiÅŸ. Marinanın etrafındaki ünlü markaların maÄŸazalarından da bunu gözlemlemek mümkün.

Portofino’da denize girilecek bir sahil olmadığı için, az önce arabayla geçtiÄŸimiz dar yollardan yürüyerek önceden gözümüze kestirdiÄŸimiz plajlara ulaÅŸmayı hedefledik. Bu yolların tadı yürürken bir baÅŸka çıkıyormuÅŸ. Güzel deniz manzarasını, yol üzerindeki muhteÅŸem evleri, ve kıyı ÅŸeridini daha detaylı görme fırsatı bulduk.

Keyifli bir yürüyüşün ardından gözümüze kestirdiÄŸimiz ‘Paraggi’ plajına vardık. Bu plajda ÅŸezlong ve ÅŸemsiye kiralanabilen bir kaç tesisin yanında, çok küçük bir alanda bir de halk plajı bulunuyor. Tesislerdeki ÅŸezlonglar dolu olduÄŸu için, boÅŸ olsa da bir ÅŸezlonga kiÅŸi başı 30 euro vermeyeceÄŸimiz için ve girilen deniz aynı deniz olduÄŸu için, halk plajında boÅŸ bulabildiÄŸimiz kumlar üzerine havlularımızı serdik :)

Bundan sonraki bir kaç saat yüzdük ve güneşlendik. Yüzerken kıyıdan uzaklara açıldıkça geriye dönüp baktığımızdaki manzara; küçük renkli binalar, önlerinde masmavi su ve arkalarında alabildiğine orman, herşeye değerdi. Asıl o manzaranın fotoğrafını çekmek isterdim ama onun yerine gördüklerimi hafızama kazımaya çalıştım :)

Denizden çıktıktan sonra oradaki açık duşlarda şöyle bir tuzumuzu atıp kendimizi güneşte kurumaya bıraktık ve geri dönüş yoluna geçtik. Yürüdüğümüz yollar hala ilk seferki gibi güzeldi, güneş biraz çekilmiş, biz de buraları biraz benimsemiştik :)


(yeni evli bir çift, tepedeki kiliseden inip şehir merkezinden geçerken herkesi selamladılar)

Çok acıkmış ve yorulmuÅŸ olduÄŸumuz için Portofino meydanındaki küçük restoranlardan birinin bahçesinde dinlenip güzel birer pizza yedik. Şöför ben olduÄŸum için Portofino’nun güzel beyaz ÅŸaraplarından mahrum kalsam da, o yorgunluÄŸun üzerine yediÄŸim pizzanın keyfi hiçbir ÅŸeye deÄŸiÅŸilmezdi.

Yemekten sonra, henüz Milano’ya kadar uzun bir yol bizi beklediÄŸi için toparlanıp yola çıktık. Milano’ya vardığımızda çoktan akÅŸam olmuÅŸtu ve hiç birmizin kolunu kıpıdatacak hali kalmamıştı. Yine de arbayı teslim ettikten sonra, harika Ä°talyan dondurmalarından yemeden yatmadık, çünkü ertesi sabah Barış ve ben Göteborg’a dönüyorduk ve dondurmacıya varınca son bulan gece yürüyüşlerimizi, Milano’nun ılık akÅŸamlarını ve Elvin’le geçirdiÄŸimiz vakitleri çok ama çok özleyecektik..

10 Yorum

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.