Yazı
9 yorum

Adana – 2.Gün

Adana’daki ikinci günümüzde, ilk günkü sofrayı aratmayacak güzellikte bir kahvaltı yaptıktan sonra, ÅŸaşırtıcı derecede sıcak ve güneÅŸli balkonda çaylarımızı içtik. Bu hissi çok uzun süredir yaÅŸamamıştım. Ä°sveç’teki evimizin buradaki evler için hiç de sıradan olmayan iki balkonu olsa da, bizim o balkonların üşümeden hakkını verebildiÄŸimiz gün sayısı çok az olduÄŸu için ılık bir havada bahçede, balkonda oturma keyfini yaÅŸamadan ne kadar özlediÄŸimi bile unutmuÅŸum.

Gezilecek görülecek yerler listemize Tarsus’taki ÅŸelaleyi eklemiÅŸtik bir gün önce. Evde biraz balkon-çay ve pazar tembelliÄŸi yaptıktan sonra dışarı çıktık. Adana’nın bir kaç semtini arabayla dolaÅŸtıktan sonra Tarsus yoluna çıktık.

Küçüklüğümde yaptığımız araba yolculukları çoğunlukla Gaziantep-İskenderun arasında geçtiği için bu coğrafyaya ve bu yollara hiç yabancılık çekmedim. O yıllarda arabaya bindiğim an midem bulanmaya başladığı için, ve bu günkü otoyollar, viyadükler daha yapılmadığı için yol benim için işkence haline gelirdi. O yüzden en kısa mesafelerde bile sık sık molalar verirdik. Nurdağı, İslahiye, Osmaniye, Erzin, Dörtyol, Payas, Belen yolları, bu yolların tüm benzin istasyonları, lokantaları ve tesisleri çok tanıdıktı bana.

Barış susayınca bir benzin istasyonunda durduk. Arabayı parkettiÄŸimiz yerden istasyonun arka bahçesine takıldı gözüm. Adana havaalanından çıktığımız andan itibaren dikkatimi çeken, tüm yolların kenarlarında bulunan turunç, portakal ve mandalina aÄŸaçlarına bir günde o kadar alışmıştım ki, benzin istasyonunun arka bahçesini kaplayan, tepeleme mandalina dolu aÄŸaca yıllardır aÅŸinaymış gibi yürüdüm. Barış’ın annesiyle beraber bir kaç mandalina kopartıp yedik. Mandalinalar biraz ekÅŸi olmasına raÄŸmen, dalından koparıp yediÄŸim için bana dünyanın en tatlı mandalinaları gibi geldi.

Tarsus Åželalesi’ne vardığımızda pırıl pırıl bir güneÅŸ vardı. Bu bölge hakkında bir fikrim olmasına raÄŸmen daha önce bu ÅŸelaleyi hiç görmemiÅŸtim. Toplam uzunluÄŸu 142 kilometreyi bulan Berdan Irmağı’nın döküldüğü bu ÅŸelale, Bizans imparatoru Justinyen (M.S. 527-565) tarafından kenti su taÅŸkınlarından korumak amacıyla ırmağın yatağı deÄŸiÅŸtirilerek oluÅŸturulmuÅŸ.

Adana_2_3

Adana_2_2

Adana_2_4

Adana_2_7

Adana_2_8

Şelalenin etrafındaki küçük köprülerde ve patikalarda biraz dolaşıp fotoğraf çektikten sonra hemen oradaki çay bahçesinde, güneşin üzerimize vurduğu bir masada oturduk. Şemaverde çay içtik ve tavla oynadık. Aralık mevsimi için sahip olabileceğim en güneşli ve güzel pazar öğleden sonrasını geçirmiş oldum böylece.

Adana_2_5

Eve dönüşte biraz yürüyüş yapmak istedim. Barış’la ÅŸehir merkezindeki büyük caddelerde dolaÅŸtık biraz. Adana’yı bilen herkesin ‘mutlaka denemelisin’ dediÄŸi Kazım Büfe’de ayaküstü birer bardak muzlu süt içtik. Daha önce küçücük bir büfeyken iÅŸleri büyütüp daha büyük bir dükkana taşınan Kazım Büfe’nin özelliÄŸi  ayaküstü alınabilecek en güzel ve taze meyve sularını, muzlu sütünü ve tostlarını satıyor oluÅŸu. Dükkanın önünün her zaman kalabalık oluÅŸu da bunun kanıtı sanıyorum.

Adana_2_9

Eve döndüğümüzde bizi mükemmel bir akÅŸam yemeÄŸi sofrası bekliyordu. Yalnızca iki günlüğüne burada olduÄŸumuz için Barış’ın annesi bizim tüm güzel yemeklerden tatmamızı istemiÅŸ, hepsini kendi yaptığı, hangisinin daha lezzetli olduÄŸuna karar veremediÄŸim ve doyup da yiyemediÄŸim her kaşığında aklımın kaldığı Kayseri mantısı, yuvalama ve içli köfte hazırlamıştı. Bunlarla beraber salata, turÅŸu ve meze de yiyince, iki günlük yemek maceramın bu noktadan daha ileriye, istesem de gidemeyeceÄŸini anladım :)

Adana_2_10

Adana’da çok güzel iki gün geçirdik. Sıcak havanın ve güzel yemeklerin yanında bu iki günün benim için en deÄŸerli olan kısmı ailemizle beraber olmaktı. Kavurucu sıcaklardaki halini bilmiyorum ama kışın bu bahar havasının hüküm sürdüğü Adana’yı çok beÄŸendim. Bundan sonra Türkiye’ye gittiÄŸimiz zamanlarda bir kaç günlüğüne de olsa uÄŸramaya çalışacağız.

9 Yorum

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.