Yazı
8 yorum

Adana – Mersin

Çıralı tatilimizi bitirdikten sonra Barış’ın anne ve babasını görmek için Adana’ya gittik. Cumartesi akÅŸamı eve vardığımızda bizi inanılmaz bir sofra bekliyordu. Barış’ın annesinin birbirinden güzel yemeklerine, sanki bir haftadır hiçbir ÅŸey yememiÅŸiz gibi saldırdık. Yemek sonrası yine, kışın gittiÄŸimiz zaman yaptığımız gibi yürüyüşe çıktık. Kazım Büfe’nin önünden geçtik, el arabasından küçük birer kese kağıdı alıç ve taze antep fıstığı aldık, Atatürk Parkı’nda gezdik. Eve dönünce çay demleyip, balkonda sohbet ettik. Yorgunluktan göz kapaklarımız kapanıncaya kadar uykuya diredik, ama ertesi günün planları için vakitlice uyuduk.

Sabah yine güzel bir sofrada kahvaltı ettikten sonra, amcam ve yengemi yazlık evlerinde ziyaret etmek üzere hepberaber Mersin’e doÄŸru yola çıktık. Kendimi bildim bileli bildiÄŸim Mersin yolları, bir de tesadüfen 90’lar Türk popu çalan radyo yayını bulmamızla beni çocukluÄŸuma götürdü. Arabanın arka koltuÄŸunda, yol boyunca dizilmiÅŸ portakal aÄŸaçlarını izleyerek dalıp gittim. Mersin giriÅŸinde gözlerim, (o zamanlar Antep’te olmadığı için) hayatımda ilk defa gittiÄŸim Mc Donalds’ı ve 5M Migros’u aradı. Küçükken bu ikisi ÅŸehir dışında gittiÄŸim en eÄŸlenceli yerlerdi :)

Amcamların yazlığına varmamızla arabada kurduğum hayaller sonra erip, gerçek dünyaya döneceğime, daha da daldım gittim. Kardeş gibi, beraber büyüdüğümüz kuzenlerim Gamze ve Gülşahla küçükken oyunlar oynadığımız bahçe, sanki daha dün arkamızı dönüp çıkmışız, bugün de geri dönmüşüz gibi koyduğumuz yerdeydi. Havuzdan çıkıp sırılsıklam bindiğimiz asansör, öğle güneşinden korunmak için girdiğimiz, o bahaneyle her gün dondurma yediğimiz ve atarilerinde Street Fighter oynadığımız gazino, geceleri eve girmemek için direnip, son dakikalarımızı arkadaşlarımızla geçirdiğimiz binanın girişindeki merdivenler.. hepsi bıraktığımız yerdeydi.

Yengemin hazırladığı lezzetli yuvalamayı yedikten sonra, balkonda eski günlerden konuştuk, fotoğraflar çekip ailenin geri kalan üyelerinin tamamına yollayıp, onları biraz kıskandırdık :) Akşam üzeri sahilde yürüyüşe çıktık. Amcam ve yengemden, nesli tehlike altında bulunan kum zambaklarından, deniz kaplumbağalarının yumurtlama zamanlarına kadar pek çok ilginç şey ögrendik.

SONY DSC

SONY DSC

SONY DSC
(ben, Barış’ın annesi, yengem, amcam, Barış’ın babası)

SONY DSC
(Kum zambakları)

SONY DSC

SONY DSC

Bu sefer karnımız çok tok olduÄŸu için gidemediÄŸimiz lokma tatlıcısı ve sadece kadınların iÅŸlettiÄŸi balıkçıya bir sonraki sefer gitmek için söz vererek amcamla yengeme veda ettik. AkÅŸam Adana’ya döndüğümüzde hava bir önceki geceye göre daha sıcaktı, fakat biz daha yorgun olduÄŸumuz için yürüyüşten vazgeçip çay demledik :) Barış bir kaç gün daha kalacaktı, ama ben ertesi sabah Ä°stanbul’a döneceÄŸim için, bu Adana’daki son akÅŸamımdı. Unutmayayım diye aklımın köşesine sıkı sıkı yazdığım Barış’ın çocukluk albümlerini inceleme fikrini hatırlayınca, hemen yerini önceden kestirdiÄŸim dolabın önüne yerleÅŸtim. Uzunca bir süre, hepberaber fotoÄŸrafları inceledik. Tek tek her fotoÄŸrafın hikayesini anlattırdım (hatta telefonumla bazı fotoÄŸrafların fotoÄŸrafını çektim, daha sonra paylaÅŸacağım).

Bu seferki kısacık Adana ziyaretim sonrasında, pazartesi sabahı Ä°stanbul’a döndüm. Tatilimin son haftasını evde, anneannem ve teyzemle geçirdim. Onlara veda etmek, Ä°sveç’e dönerken yine arkadaÅŸlarımdan ayrılmak, yaklaÅŸan soÄŸuk ve karanlık günlerin de etkisiyle epey zor oldu. Yıl sonunda görüşmek üzere Ä°stanbul’a veda edip soÄŸuk Ä°sveç’e, “evimize” geri döndük.

8 Yorum

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.