Yazı
6 yorum

Blogumun Üçüncü Yılı

Blogum bu hafta üçüncü yılını doldurdu. Zaman çok hızlı geçti, ama dolu dolu geçti. Son bir yılımı düşününce, bu senenin -tam da olmasını planladığımız gibi- seyahat yılı olduğunu söyleyebilirim. Bu sene daha önce görmediğimiz beş farklı ülke, bir sürü yeni şehir gördük.

Kasım ayı sonlarında, havanın iyice soÄŸumaya baÅŸladığı, günlerin kısaldığı ve karardığı zamanlarda Göteborg ve çevresinde kısa geziler yapmıştık. En çok yazın tadını çıkardığımız Slottskogen sonbaharda, dökülen yapraklarla ayrı güzeldi. Sonbaharın güzel renklerinin ekim ayında son günlerini yaÅŸadığını, kasım ayına gelince yerini sokaklardaki kahverengi yapraklara ve kuru dallara bıraktığını bu yazıyı yazarken farkettim. Yılın en sıkıcı ayı olduÄŸunu iddia ettiÄŸim Kasım ayında, Göteborg’daki aktiviteleri araÅŸtırırken, ÅŸehrin biraz dışındaki, Lars Von Trier’in Melancholia‘sı gibi bir kaç ünlü filmin bazı sahnelerinin çekimlerine de ev sahipliÄŸi yapmış Tjolöholm Åžatosu‘ndaki Noel marketine gitmiÅŸtik.

SONY DSC

Bu sene de olduğu gibi Ekim ayından noele kadar günler yavaş, karanlık ve sakin geçiyor. Yılın gezilerle dolu kısmı bahar ve yaz ayları oluyor genelde. İş yerinde işlerin de yoğun olduğu yılın son aylarında yapılacak en güzel şey haftasonları yakınlarda, görmediğimiz yerleri keşfetmek oluyor. İsveç-Norveç sınırındaki Älgafallet şelalesini ve üzerinde iki ülkenin bayraklarının olduğu sınır noktasını da bu gezilerden birinde keşfetmiştik.

Aralık ayı sonunda Ä°stanbul’a gidip yeni yıla orada girdik. Bu tatili fırsat bilip Adana’da Barış’ın ailesini ziyarete gitmiÅŸtik. Ä°lk defa onlara gideceÄŸim için ve Adana’yı ilk defa göreceÄŸim için çok heyecanlıydım. Haftasonu iki gün (1 ve 2) geçirdiÄŸimiz Adana’dan, Barış’ın annesinin birbirinden lezzetli yemekleriyle kilo alarak Ä°stanbul’a dönmüştüm.

SONY DSC

Barış iÅŸleri yüzünden Ä°stanbul’da biraz daha kalmış, ben Ocak ayı başında Göteborg’a geri dönmüştüm. Döndüğümde karlar içinde bulduÄŸum Göteborg, daha soÄŸuk olmasına raÄŸmen bu haliyle gözüme yaÄŸmurlu sonbahar aylarındaki halinden çok daha güzel görünmüştü. Barışsız, sakin günlerde sık sık ev yakınlarındaki büyük göl KÃ¥sjön‘de sabah yürüyüşlerine çıkıyordum.

SONY DSC

Geçen kış yaptığımız en güzel ÅŸeylerden biri kayaÄŸa baÅŸlamak oldu. BeÅŸ senedir burada yaÅŸamamıza raÄŸmen, her Ä°sveçli’nin doÄŸuÅŸtan bildiÄŸi kayak macerasına biz bir türlü girememiÅŸtik. Bunun en büyük sebeplerinden biri benim 12-13 yaÅŸlarında kaymayı denemiÅŸ ve çok büyük hüsranlar yaÅŸamış olmamdı :) Bu sene cesaretimi toplayıp denemeye karar verdim ve sonuç hiç de korktuÄŸum gibi olmadı. Göteborg yakınlarında kayak yapılan daÄŸlardan biri Ä°saberg’e Ocak ayında iki kere gitmiÅŸtik. Bu ay bir kaç kere de trekking için farklı orman ve göllerde dolaÅŸmıştık, Vättlefjäll bu gezilerden en sevdiÄŸimiz olmuÅŸtu.

20130120_111305-500x666

Evimizin en önemli eÅŸyalarından biri haline gelen, onsuz bir mutfak düşünemediÄŸimiz Nespresso kahve makinamızı da senenin başında almışız. Her kış olduÄŸu gibi, blogumun ‘ne giydim‘ bölümü için çekim yapmak bir hayli zordu. Dış çekimlerin daha güzel olduÄŸunu düşündüğüm için bir kaç dakikalığına kabanımı çıkarıp poz verebiliyordum (ÅŸu günlerde hava o kadar soÄŸumadı, bir kaç ay sonra yeniden yaÅŸayacağım bunları).

SONY DSC

Şubat ayında, karlar erimeye, buzlar çözülmeye başladığı günlerde Öckerö ve Hönö adalarında gezi yapmıştık. Aynı haftasonu hızımızı alamayıp, uzun zamandır gitmek istediğimiz Aoreseum savaş uçakları müzesine gitmiştik.

SONY DSC

Sık sık bir ÅŸeyler kaybeden Barış Ä°stanbul’dan döndüğünde onunla beraber Kindle’ımızın dönmediÄŸini farkettik. Ona çok alıştığımız için ve ondan umudu kestiÄŸimiz için yeni Kindle Paperwhite‘ı sipariÅŸ vermiÅŸtik. Yenisini de en az eskisi kadar çok sevdik (çok sonraları eskisinin Ä°stanbul’da bir çantanın içinden çıktığını öğrendik). Kış aylarının sonuna doÄŸru, en sevdiÄŸim markalardan biri olan COS’u keÅŸfetmiÅŸtim (COS elbise ve mint bluz).

kindle

Mart ayı belki de dünyaya geldiÄŸim ay olduÄŸu için yeri bende ayrıdır. Ayın 21’inde bir yaÅŸ daha büyümüşüm, o zamanlar keÅŸfettiÄŸim çay çiçeklerinden bol bol içmiÅŸim ve okuduÄŸum kitaplardan bazılarını blogumda paylaÅŸmaya baÅŸlamışım.

çay çiçekleri

Ä°stanbul’a gittiÄŸim günlerde, blogumun ‘Ne Giydim’ bölümü için Ahmet Özgür Özger’le ortak bir çalışma yapmıştık (1 ve 2). Bu sene de fotoÄŸrafla ilgilenen biriyle, yine böyle bir çalışma yapmayı planlıyorum.

Veee bu senenin başında kendimize hedef koyduÄŸumuz ‘mümkün olduÄŸunça çok yer görme’ planları Nisan ayında Viyana‘yla baÅŸlamıştı :)

viyana

Daha önce hiç görmediÄŸimiz bu ÅŸehirde 5-6 gün geçirmiÅŸtik. Viyana sokaklarını yürüyerek keÅŸfettik. Bir kaç güne bir kaç konser sığdırdık. Ãœnlü kafelerinde uzun saatler oturup ÅŸehri soluduk. Listemizdeki tüm müzeleri (1 ve 2) gezme fırsatı bulduk. Bugün geri dönüp baktığımda Viyana’dan ilk hatırladıklarım; Barış’ın bizi her gün götürdüğü Cafe Central, çok beÄŸendiÄŸim tatlı apfelstrudel ve dinlerken büyülendiÄŸimiz filarmoni orkestrası konseriydi.

viyana

Bu seneki en güzel anılarımızdan biri olan iki haftalık Japonya gezimizi de Nisan ayı sonunda yapmıştık. (Japonya’ya Gidiyoruz!, Tokyo’dan İlk İzlenimler, Tokyo’da İkinci Gün, Ueno, Asakusa ve Skytree, Kamakura, Fuji, Yoyogi, Harajuku ve Shibuya, Kyoto’dan İlk İzlenimler, Filozofun Yolu ve Tapınaklar, Ninjo Kalesi ve Bambu Ormanı, Nara ve Osaka, Kyoto’da Son Gün, Odaiba ve Son Geziler, Japonya Notları)

japan japonya

kyoto

japonya japan

Japonya gezimiz hayatımızdaki en güzel geziydi. Orada geçirdiÄŸimiz iki haftayı bugün aynı heyecanla ve özlemle anıyoruz. Japonya defterinin bizim için kapanmadığını, bu seneki gezinin yalnızca ‘Japonya’ya giriÅŸ’ dersi olduÄŸunu düşünüyoruz.

Mayıs ayı Japonya heyecanıyla geçti. Oradan döndüğümüzde havalar iyice ısınmıştı. Japonya’dan aldığım kıyafetleri hemen giyme ÅŸansım oldu. ÖğrendiÄŸim en güzel ÅŸeylerden biri herhangi bir kare kumaÅŸla yapılabilen ‘furoshiki bag‘di. Kyoto’dan buna uygun bir kaç parça kumaÅŸ alıp onları çanta ÅŸekline getirdim ve tüm yaz kullandım.

fashion moda furoshiki

Japonya’dan döndükten iki hafta sonra hızımızı alamadık. Bir cuma günü iÅŸ çıkışı Barış ‘hadi gidiyoruz’ dedi ve arabaya atlayıp Oslo‘ya gittik. Oslo çok büyük bir ÅŸehir olmadığı için, ve Ä°skandinav ÅŸehirleri birbirine benzediÄŸi için, bir gece kalıp cumartesi akÅŸamı yeniden Göteborg’a döndük. Bu kısa gezi bizi yeniden canlandırdı :)

oslo norway

Mayıs ayı sonu Türkiye’nin siyasi ve toplumsal tarihi için çok önemli günlerin baÅŸlangıcı oldu. Ä°lerde muhtemelen ‘Gezi Olayları’ diye anacağımız uyanışın her anını yemeden içmeden uzaktan takip ettim. Sonra haziran ayının ilk haftası Ä°stanbul’a gittim ve o tarihi anların bir parçası oldum. O uyanış sahip olduÄŸu ruhu hala kaybetmiÅŸ deÄŸil. Bu farkındalığın, birlikteliÄŸin ve dayanışmanın ilk günlerdeki gibi sürmesini, toplum bilincimizi hiç yitirmememizi diliyorum.

gezi

Dedim ya bu sene ‘seyahat senesi’ydi diye.. Haziran ayı sonunda Jordankalarla beraber onların evine, Makedonya’ya gittik. Minibüs kiralayıp, altı arkadaÅŸ doluÅŸup, 3 gün boyunca Bitola‘yı, güzel Ohrid‘i, Ãœsküp‘ü gezdik. Bitola’da Nikola’nın ailesine, Ãœsküp’te Jordanka’nın ailesine uÄŸradık. Aynı bizim adetlerimiz gibi içten, bol yemeklerle ağırladılar bizi.

makedonya

ohrid

Bu Temmuz ayı sıcak, yaÄŸmursuz geçti. Japonya’dan aldığım kıyafetleri giydim ve babamın benim sipariÅŸim üzerine yaptığı yüzükleri taktım hep :)

SONY DSC

 Särö

Åžehir dışına çıkmadığımız zamanlarda da Göteborg çevresini gezmeye devam ettik. En güzel anılarımızdan biri Särö‘ye gittiÄŸimiz gündü. Piknik yapmış, deniz kenarında oyunlar oynamış, çocuk gibi şımarmıştık bütün gün :)

Ağustos ayı yaz aylarından en güzeliydi. Çok sık görüşme fırsatı bulamadığım, çok ama çok sevdiğim çocukluk arkadaşım Pelin bir kaç günlüğüne bizi ziyarete gelmişti. Onun geldiği gün Way Out West festivali başlamış, bu festivale de beraber gitmiştik.

AÄŸustos ayı sonunda uzun zamandır gitmek istediÄŸimiz Londra’ya gittik.
(Londra’ya Gidiyoruz!, Big Ben ve London Eye, Tower Bridge ve Harrods, Hyde Park, Buckingham Sarayı ve Müzeler, Londra Notları)

london

SONY DSC

Eylül ayı geldiÄŸinde, Ä°sveç soÄŸumaya baÅŸladığında, bizim için ‘yaz tatili’ zamanı gelmiÅŸti. Bunu hep söylüyorum, evet bu sene pek çok yeni ülke görmüş, epey gezmiÅŸ olabiliriz, ama deniz tatili olmadan olmaz! O yüzden eylül sonunda babamlarla beraber Antalya’ya gittik. Önce Geyikbayırı‘na, halamlara uÄŸradık, sonra Çıralı‘da doÄŸayla baÅŸ baÅŸa, sakin, çok güzel bir tatil geçirdik. Ä°stanbul’a dönüş yolunda Mersin‘de amcamlara ve Adana‘da barışın ailesine uÄŸradık.

tatil

Böylece bir süreliğine tatil sezonunu kapamış olduk. Geri döndüğümüzde yaz bitmiş, sonbahar gelmişti.

sonbahar

Yine kasım ayı geldi. Yine hayat, yeniden çok sakin. Kışın kasveti kendini iyiden iyiye hissettirirken (kuzeyde yaşayanlar bunun ne demek olduğunu iyi bilir), önümüzdeki yılın tatil planlarıyla, sporla, ve eğlenceli aktivitelerle bu günlerimizi güzel geçirmeye çalışıyoruz.

Bu yazıyı yazarken geçtiğimiz yılı hem öncesinde çok iyi planlayıp hem de spontane gezilerle çok güzel geçirdiğimiz, tam da hayal ettiğimiz gibi bir yıl olduğunu farkettim. Bu anıları yazıya geçirmenin ne kadar değerli olduğunu geri dönüp okuduğum yazılarla, o yazılarda şu an bile hatırlamadığım detayları görünce, bu detayların yıllar sonra daha da değer kazanacağını düşünerek anladım.

YaÅŸadığımız her günün kıymetini bilmek, bu günleri hep dilediÄŸimizce geçirmek, ve blog yazmanın heyecanını ve keyfini hiç kaybetmemek dileÄŸiyle…

6 Yorum

Bir cevap yazın

Doldurulması gereken alanlar* ile işaretlenmiştir.